Ülkemizin şiir tarihine geçen bu sözlerin, çoğu müzik ve şiir tutkunu tarafından bile Akşehir’de yazıldığını bilmediklerini düşünüyorum. Bu sebepledir ki 1944’de Akşehir’de kaleme alınan bu şiirin, yazılış öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Romancı, şair, sinemacı-senarist, tiyatro oyun yazarı gibi kültür hayatımız içinde çok çeşitli alanlarda eserler vermiş Vedat Türkali, 13 Mayıs 1919’da Samsun’da dünyaya gelmiştir. İlk-orta ve lise eğitimini Samsun’da tamamlayan Türkali, 3 Ekim 1937’de İstanbul Üniversitesi’nin yatılı sınavlarına girmek üzere İstanbul’a gelir. İki kişinin alınacağı sınavda dördüncü olunca Samsun’a dönmek üzereyken, Milli Savunma Bakanlığı’nın askeri liselerde öğretmenlik yapmak için bazı öğrencileri okutacağını öğrenir. Başvurusu sonucu İstanbul Üniversitesi’ne askeri öğrenci olarak alınır. 1942 de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirir ve aynı yıl Merih hanımla evlenir. 1944’de Maltepe Askeri Lisesine (Kara Harp Okulu’na lise düzeyinde öğrenci yetiştiren Maltepe Askeri Lisesi, 2. Dünya savaşında Alman ordusunun Bulgaristan-Türkiye sınırına gelmesinden dolayı Akşehir’e nakledilir ve okul 1941-47 yılları arasında Akşehir’de eğitime devam eder) edebiyat öğretmeni olarak atanır. Vedat Türkali ve eşi Akşehir’e gelirler. Vedat Türkali Maltepe Askeri Lisesinde öğretmenliğe başladığı sırada eşi Merih hanım da Akşehir Ortaokulu’nda öğretmenliğe başlar. Fırsat buldukça eşiyle İstanbul’a giden Vedat Türkali, 1944 yazında eşini doğum yapmak üzere İstanbul’da bırakarak Akşehir’e döner. Ve Türk şiirinin unutulmaz eserlerinden olan “İstanbul” şiirini yazar. 15 Kasım 1944 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen kızı Deniz’i ve eşi Merih hanımı, ancak Kurban Bayramı tatiline denk gelen 26 Kasım 1944 de görmek üzere İstanbul’a gidebilir.

Merih hanım, kızı Deniz’i annesine bırakarak 1945 yılında Akşehir’de askeri öğretmen olan eşinin yanına ancak gelebilir ve Akşehir Ortaokulunda ki görevine devam eder.  

1947 yılında Maltepe Askeri Lisesi, İstanbul-Çengelköy’e taşınınca, Vedat Türkali İstanbul’a dönmek durumunda kalır. Bu sırada eşi Merih hanım da İstanbul’a nakil yapılmayınca Akşehir’de ki öğretmenlik görevinden ayrılarak İstanbul’un yolunu tutar.

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ TOPLANTISI YAPILDI İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ TOPLANTISI YAPILDI

Böylece bizlere de çiftin Akşehir’de yaşadığı dört yılın sonunda, günümüzde hepimizin diline dolanan, “İstanbul” şiiri kalır. Bu muhteşem şiirin tamamını buradan sizlerle paylaşmak istiyorum,

İSTANBUL
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Haliç’inde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniye’nde güneş
Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve uzaklardan
Ve uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı gövdelerini kumlara sermiştir
Kürtajlı genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarı’nda depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet yok
Ekmek yok
Hak yok
Kolların ardından bağlandı
Kesildi yolbaşların
Haramilerden gayrısına yaşamak yok
Almış dizginleri eline
Bir avuç vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların kemik yalayan dostları
Onların sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen esnaf sen köylü sen memur sen entelektüel
Ve sen
Ve sen haktan bahseden Ortaköy’ün Cibali’nin işçisi
Seni öldürürler
Seni sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek şiltelerin istakozların
Ve ahmak kadınların selameti için
Hakkında idam hükümleri verilir
Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebelerinin hasreti içlerinde gömülü
Can yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi şakaklarımın ağrısı
Bir kadın yoldaş tanırdım
Bir kardeş karısı
Hasta ciğerlerinin taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğinin dokuzuncu ayında
Aç kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili bir gece yarısı
Sırtında çok uzak bir köyden indirdi
Otuz beş kiloluk sırrımızı
Zafer kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniye’nle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophane’nin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanatını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın

Sonuç: Ülkemizin kültür hayatına; roman, şiir, senaryo, sinema, tiyatro gibi birçok alanda katkı vermiş ve kültür hayatımızı zenginleştirmiş büyük üstad, Vedat Türkali’yi 1944-47 yılları arasında yaşamış olduğu Akşehir’den selamlıyorum. Bizlere bıraktığı ölümsüz eserlerle bu topraklarda daima yaşayacak. Ruhu şad olsun.