Babası memur,
yollar uzun, şehirler değişken
bir çocuk düşün
defterinde yarım kalmış adresler
ama tamamlanmış bir insan.

İstanbul’da
felsefenin ağır kapısını araladı
sorularla büyüdü
cevaplardan çok
insanı sevdi.

Yedi yıl
kara tahta, tebeşir, çocuk sesleri
sonra
şiire döndü yüzü
çünkü bazı şeyler
ancak şiirle söylenir.

Onun şiirinde
bir köylü vardır
elleri nasırlı
bir esnaf vardır
sabahın erken saatinde kepenk açan
bir işçi vardır
yorgun ama dimdik.

Ve hep insan vardır
çünkü dünya
insansız eksiktir.

Sevgi der
iyilik der
adalet der
bir çocuğun ilk öğrendiği kelimeler gibi
temiz
ve inatçı.

Bir çiçeğe bakar gibi bakar doğaya
bir kuşu dinler gibi dinler zamanı
unutulan ne varsa
hatırlatır usulca.

Akşehir’de bir çarşı düşün
Arasta
ustanın çırağa bıraktığı el emeği
zamanın yavaşladığı yer
orada yazdı şiirini
orada film oldu sözü
orada kaldı biraz da kalbi.

Bazen bir mektup olur dizeleri
iki kişilik
ama okuyan herkesin.

Bazen iki satır
ama içine koca bir ömür sığar.

Bir gün sorar kendine:
“Ya Nasreddin Hoca bugün yaşasaydı?”
güler
yazar
gülmenin de bir düşünce olduğunu bilerek.

Şiirleri türkü olur sonra
bir ses alır onları
dağlardan geçirir
ovalarla konuşturur
ve bir bakarsın
herkesin dilinde bir Ahmet Çuhacı dizesi.

Ve bir gün
İstanbul’da
martın son günlerinden biri
sessizce kapar gözlerini
31 Mart 2024
bir şair daha
karışır zamana.

Ama bazı şairler
ölmez
insanın içinde yaşamaya devam eder.