Ama gelin bir gerçeği açıkça konuşalım: Afetler geldiğinde herkes aynı şartlarda mücadele etmiyor. Depremde, yangında, selde… Birçoğumuz panikle ne yapacağını bilemezken, engelli bireyler için bu süreç çok daha zor, çok daha karmaşık ve çoğu zaman çok daha riskli hale geliyor. Görme engelli bir bireyin karanlık ve kaotik bir ortamda yön bulmaya çalıştığını, işitme engelli bir vatandaşın yapılan uyarıları duyamadığını, bedensel engelli bir bireyin tahliye sırasında fiziksel engellerle karşılaştığını düşündüğümüzde, aslında “eşit şartlar” diye bir şeyin afet anında ne kadar uzak olduğunu daha iyi anlıyoruz.
İşte tam da bu yüzden diyoruz ki: Afetlere hazırlık sadece genel bir bilinç meselesi değil, aynı zamanda kapsayıcı bir bakış açısı meselesidir. Yani bizler planlama yaparken de, eğitim verirken de, sahada görev alırken de “herkes için” düşünmek zorundayız. Yaren Arama Kurtarma olarak yürüttüğümüz eğitimlerde ve farkındalık çalışmalarında bu gerçeği göz ardı etmiyoruz. Afet bilinci eğitimlerini sadece genel kitleye yönelik değil, engelli bireylerin ihtiyaçlarını da gözeterek planlamaya gayret ediyoruz.
Çünkü biliyoruz ki; doğru yönlendirme hayat kurtarır, yanlış bir müdahale ise telafisi olmayan sonuçlara yol açabilir. Afet anında engelli bireylere yaklaşım da en az teknik bilgi kadar önemlidir. Panikle yapılan bilinçsiz bir yardım, bazen yardım değil, yeni bir risk oluşturur.
Bu yüzden; nasıl iletişim kurulacağı, nasıl yönlendirme yapılacağı, nasıl destek olunacağı mutlaka bilinmelidir.
Unutmamalıyız ki afet anında en büyük ihtiyaçlardan biri de doğru organizasyon ve doğru iletişimdir. Bir diğer önemli konu ise toplumun genel yaklaşımıdır. Meraklı kalabalıklar, kontrolsüz müdahaleler, bilinçsiz hareketler… Bunların her biri afet ortamını daha da zorlaştırır. Oysa yapılması gereken çok nettir: ortam güvenliğini sağlamak, yetkililere doğru bilgi vermek, ve profesyonel ekipler gelene kadar düzeni korumak.
Engelli bireyler söz konusu olduğunda ise bu sorumluluk daha da artmaktadır. Çünkü onların güvenliği, sadece kendi çabalarıyla değil, bizim bilinçli davranışlarımızla da doğrudan ilişkilidir. Afetlere hazırlık sadece ekipman meselesi değildir. Sadece eğitim meselesi de değildir. Bu bir bakış açısı meselesidir. Ve o bakış açısının adı şudur: Kimseyi geride bırakmamak. 10-16 Mayıs Engelliler Haftası vesilesiyle bir kez daha hatırlatmak isterim ki; gerçek hazırlık, en zayıf halkayı da düşünerek yapılan hazırlıktır. Eğer bizler gerçekten hazır olmak istiyorsak, afetlere karşı güçlü bir toplum olmak istiyorsak, sadece farkında olmak yetmez; harekete geçmek zorundayız.
Öncelikle her aile, kendi içinde bir afet planı oluşturmalıdır. Bu plan yapılırken engelli bireylerin ihtiyaçları özel olarak düşünülmeli, gerekirse tahliye için alternatif yollar, yardımcı ekipmanlar ve destek olacak kişiler önceden belirlenmelidir. Yaşadığımız binalarda, apartmanlarda ve mahallelerde ise bu konu göz ardı edilmemelidir. Engelli bireylerin bulunduğu daireler bilinmeli, olası bir afet anında kimlerin kime yardımcı olacağı önceden planlanmalıdır.
Eğitimler de bu işin en önemli ayağıdır. Afet bilinci eğitimleri sadece genel anlatımlarla sınırlı kalmamalı; engelli bireylere nasıl yaklaşılması gerektiği, nasıl iletişim kurulacağı ve nasıl güvenli şekilde yönlendirme yapılacağı da bu eğitimlerin bir parçası olmalıdır.
Basit ama hayati dokunuşlar da unutulmamalıdır. Görme engelli bireyler için yön bulmayı kolaylaştıracak düzenlemeler, işitme engelli bireyler için görsel uyarı sistemleri, bedensel engelli bireyler için erişilebilir tahliye alanları gibi uygulamalar hayat kurtarır.
Ve en önemlisi… Empati. Kendimizi onların yerine koymadan, yaşadıkları zorlukları anlamadan, gerçek bir hazırlık yapmamız mümkün değildir. Eğer biz gerçekten hazır bir toplum olmak istiyorsak, herkes için, her şartta, her durumda düşünmek zorundayız.
Çünkü afetler engel tanımaz… Ama biz, engelleri ortadan kaldırabiliriz.





