GÜNDEM

Aç Bir Akşehir Gazozu

Duydum ki Akşehir gazozu yeniden piyasaya çıkıyormuş. Bir zamanlar Akşehir mahallelerinde ki taşlı, arnavut kaldırımlı dar sokaklarının her bir köşesinde, Akşehir Gazozu da satılan, mütevazı, bakkal dükkanları vardı. Her bir bakkal dükkanı o çevrede yaşayan dar ve orta gelirli ailelerin temel ihtiyaçlarını karşılardı. Şimdilerde bu bakkal dükkanlarının çoğu kapandı...

Mahalle bakkallarında, başta ekmek olmak üzere temel gıda ürünleri; eğer kabı evden getirilmişse, mutlaka darası alınarak, lehimi açılmış tenekeden kilo hesabıyla beyaz peynir, vita yağı, bazen de açık yoğurt, külahla da zeytin satılırdı. Üstü camlı büyük teneke kutularda, terazide gramajla ya da taneyle açık bisküvi, gofret ve akide şekeri de satılırdı. Tabi ki bisküvinin yanında Akşehir Gazozu iyi mi iyi giderdi. Eskilerin vazgeçemediği ağrı kesici ilaçları Nevrozin, Gripin bakkallarda daha çok adet olarak satılırdı. Bunun yanında; düdüklü şeker, horoz şekeri ve leblebi tozu gibi çocuk eğlencelikleri ile çatapat, mantar tabancası, renkli toplar ve cam misket gibi oyuncaklarla, büyük küçük herkesin çitlemekten büyük keyif aldığı; bir çay bardağı hesabıyla külahta satılan, yerel adıyla günaşık denilen ay çekirdeği bakkal dükkanlarının olmazsa olmazlarındandı. Diğer bir adı da idare lambası olan gaz lambasının en çok aranan cam fanusu 5, 7 ve 14 nolu fanuslardı. İdare lambası yakıtı gazyağı veya ispirto ile gaz lambası fitili, bakkallarda en çok arananlardı. Kav kibrit ile Bafra, Yenice, Birinci, İkinci, Yeni Harman, Hisar, Bitlis gibi dönemin önemli filtresiz sigara markaları da bakkal dükkanlarında satılırdı...

Bakkallardaki ürün çeşitliliği o muhit insanının temel ihtiyaçları ve ortalama gelir düzeyiyle yakından ilgiliydi.

Vita yağı deyince; 1950'li yıllarda Amerikan Marshall Planı gereğince; margarin üreticisi uluslararası şirketlerin Türkiye pazarındaki hâkimiyeti, ülkenin ekonomik bağımsızlığını tehdit eder hale gelmişti. O yıllarda ABD'den gelen ucuz soya yağı, ülkemizdeki yerli zeytinyağı ve tereyağı tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye başlamıştı. Bu hammaddeler, Turyağ gibi dönemin bilinen bitkisel yağ ve margarin fabrikalarında işleniyordu. Zeytinyağı ve zeytin üreticisi her fırsatta köstekleniyor, aleyhte yapılan türlü propagandalar türkülere bile konu oluyordu. "Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman" türküsü bu duruma bariz bir örnekti. Anadolu'nun her bir yöresindeki şehirlerde, kasaba ve köylerin bakkallarında sana ve vita gibi margarin yağ markalarının satışında patlama yaşanıyordu...

Mahalle bakkallarının neredeyse tamamında satılan, etken maddesi parasetamol olan Gripin'den önce, Gripin'in atası sayılan, Eczacı Celal Ergun tarafından 1930'lu yılların başında formüle edilip icat edilen Nevrozin vardı. Nevrozin ve Gripin Cumhuriyet'in ilk yıllarında yerli ilaç sanayinin kurulup gelişmesine öncülük eden eczacıların ürettiği müstahzar denilen tek kullanımlık hazır ilaçlardandı. Nevrozin daha eskiydi ve içinde parasetamolün yanı sıra cafein de vardı.Daha sonra Gripin İlaç A.Ş. tarafından satın alınarak zamanla yerini Gripin'e bırakmıştı... Gripin'in halk arasında, gofrete benzer, pirinç nişastasından imal edilmiş biraz büyükçe bir dış kaplaması vardı. Midesi yanan, Aspirin içemeyen; dahası mahallede başı, dişi ağrıyan, azıcık vücudu kırılan hemen bakkala uğrayıp Gripin alırdı.

Mahalle bakkalları, mahalle muhtarı gibiydi. Her bir evde kim oturur, kim kimin nesidir, her bir evin ekonomik durumu nedir, yakından bilirlerdi.

Müşteri kesimini orta ve dar gelirli ailelerin oluşturduğu mahalle bakkallarında daha çok veresiye alışveriş yapılırdı. Yapılan alışverişin ederi veresiye defterinin hane reisi adına açılan sayfasına gün gün işlenir, ay sonunda ya da haftalık alındığında veya ele avuca para geçtiğinde duruma göre borç ödenir, hesap bir şekilde kapatılır ya da kısmen ötelenirdi...

O yıllarda kapitalizm henüz bir sonraki safhaya geçmemiş, süpermarketler ortaya çıkmamıştı...

Mahalle bakkallarımızın ötesinde; çarşıda şarküterimsi daha büyük bakkallar da vardı. Buralarda neler yoktu ki; yöreye özgü damak tadına hitap eden; salamura sazan balığı yumurtasından tuzlu balık fletosuna gibi özellikli ürünlerle; taze çekilmiş, mis gibi kokan kuru kahvesinden her türlü taze çerez ve baharat çeşitlerine kadar, türlü gıda ürünleri satılırdı. Çoğu Akşehirli, satın aldığı çiğ kahve çekirdeğini damak tadına göre evinde kavurur, sonra da kendine ait el değirmeninde kahvesini çekerek öğütürdü... Çarşının şarküterimsi böylesi bakkalları daha çok şehrin varlıklı, ekabir kesimine hitap ederdi...

O yıllar, Akşehir Gölü'nün tüm bereketiyle bizlere türlü türlü nimetlerini sunduğu güzel zamanlardı. Petrokimya türevi pet şişe ve naylon poşetin hayatımıza girmediği, boy boy kese kağıtlarının çarşıda pazarda bakkalda kullanıldığı; bazı evlerde aile bütçesine yan gelir sağlasın diye, eski gazetelerden elbirliğiyle kese kağıdı yapılıp esnafa, manava, bakkala satıldığı, daha çevreci, güzel zamanlardı. Çarşıya, pazara çıkan babalarımız ceplerinde alışveriş filesi taşırdı...

Güzel Akşehir'imizin mahallelerindeki bakkalların neredeyse tamamında, bir zamanlar Akşehir'e özgü yerel bir gazoz "Akşehir Gazozu" satılırdı. Biriktirdiğimiz harçlıklarımızla arada bir gazoz içmeye bakkalımızın yolunu tutardık.

Mahalle aralarındaki arnavut kaldırımlı dar sokaklarda kasa kasa gazoz taşıyan; bazen tek, bazen de çifte at koşumlu at arabaları bakkallara hergün Akşehir Gazozu taşırdı. Gazoz kasalarının dolusunu bırakır boşlarını alır, mahalle aralarındaki ki günlük turlarını biteviye sürdürürlerdi. Ta uzaklardan toynak ve nal sesleriyle karışık at arabası tekerleklerinin mahalle arası taşlı sokaklarında çıkardığı tize yakın ritmik, volümlü armonik sese, kasasında yüklü; kimi boş, kimi dolu gazoz şişelerinin farklı sekanslarda çıkardığı çoklu sesler eşlik ederdi. Bu ritmik çoğul sesi uzaklardan duyduğumuzda bilirdik ki; atlı gazoz arabası birazdan yanımızdan hızla gelip geçecekti...

Akşehir Gazozu'nun tarihçesini araştırdığımızda; Akşehir Gazozu, 1950'li yıllardan itibaren Akşehir'de yerel imalathanelerde üretilmeye başlamıştı. Aslında Akşehir'de 1950'li ve 60'lı yıllarda birden fazla yerel gazoz ve gazlı şerbet imalathanesi bulunuyordu. Bunlar arasında Nail Berkyer (Nail Usta) ve ortakları tarafından kurulan Akşehir Gazozları Fabrikası öne çıkıyordu. Bu dönemde Gürkaynak ailesinin işletmeciliğini üstlendiği Çamözü / Gürkaynak Gazozları ile Adaş Gazozları gibi farklı markalar da Akşehir'de üretilmeye başlamıştı. Zaman içinde bu imalathanelerden bazıları birleşti. Anılan gazozların fabrika yönetimi Kazım Berkyer tarafından devralındı ve sonrasında ilkin tek marka " Gümüş Gazozu" adı altında satılacağı lanse edilsese de, daha sonrasında bundan vazgeçilerek, 1995 yılına kadar tek bir marka altında "Akşehir Gazozu" olarak üretimini aralıksız sürdürdü. Bu süreçte Akşehir Gazozu Akşehir halkının hafızasında ve kültürel yaşamında nostaljik bir lezzet olarak önemli bir yer edinmişti. Başlangıçta klasik sade gazoz olarak üretilmişse de aradan geçen zaman diliminde, dönemin şartları ve gelen taleplere göre "Akşehir Portakallı" ve "Akşehir Kola" gibi alternatif türleri de üretilmeye başlanmıştı.

Hiç unutmam, çocukluğumda ağır bir anjin geçirmiştim. İyileşip ayaklandığımda ertesi günü Osman Dedemin evine gitmiştim. Dedem beni görünce çok sevinmişti. Hemen beni, kasa kasa aldığı Akşehir Gazozlarının bulunduğu tarafa götürüp hangisinden istersin, hangisini açayım; gazozu mu, portakallısını mı diye sormuştu?

Özellikle sıcak yaz günlerinde, buz kalıpları eşliğinde bu gazozlar soğutularak bakkallarda, Hıdırlık'taki gazino ve aile çay bahçelerinde, kıraathanelerde, velhasılı her yerde satılırdı.

Akşehir Gazozu, nesiller boyu bakkal dolaplarını, raflarını şişeleriyle süsleyen bir gazozdu. Özgün aromasıyla yöre halkının çocukluk anılarında ve şehrin yerel kültüründe özel bir yere sahipti...

O dönem, bakkallarda büyük kare, nikelajlı teneke kutusunda satılan bir başka yerel ürün de Hasgül marka bisküvilerdi. Akşehir'de faaliyet gösteren Hasgül Bisküvi Fabrikasının yanında ayrıca Üçel ve Ufuk gibi başka yerel bisküvi fabrikaları da vardı.

Hasgül bisküvileri de tıpkı Akşehir Gazozu gibi mahalle bakkallarında ve bölge halkının hafızasında lezzetiyle yer etmiş yöresel tatlardan biriydi. Akşehir'e özgü bisküvi markalarının tamamı küçük birer aile işletmesi olarak faaliyet gösterdiğinden özellikle Karaman civarında gelişme gösteren büyük sermaye gruplarının tekelindeki bisküvi fabrikalarının rekabetine zamanla ayak uyduramamış, kapanmak zorunda kalmıştı.

Soğuk bir Akşehir Gazozu içmek için mahalle bakkalımıza uğradığımızda, gazozun yanında üstü camlı, nikelajlı kare teneke kutusunda satılan Hasgül petibör bisküvilerinden beş on adet satın alıp ayak üstü tadına bakmak, hemen hemen bütün çocukların hoşuna giden şeylerdendi. İkisi bir arada gerçekten çok güzel giderdi. Hele günaşık (ayçekirdeği) yedikten sonra boğazda oluşan harareti ise en güzel, soğuk bir Akşehir Gazozu giderirdi. O kapağın açılış sesi ve şişeden dışarı çıkan dumanı, içindeki gaz ve kendine has aromasıyla karışık şeker dengesinin ilk yudumda boğazda yarattığı ferahlama hissi bambaşka bir şeydi. Kimi zaman Akşehir Gazozu ile leblebi de iyi giderdi. Bazen gazozu oyun amaçlı leblebi tozu ile denediğimiz de olurdu. Gazoz kapaklarını da misket oyunlarında pey sürebilmek için çok sayıda biriktirmeye çalışırdık...

1995 yılı sonrasında Akşehir Gazozu'nun geleneksel üretiminin sona ermesiyle bu özgün lezzet de günlük hayatın içinden çekilip gidiverdi. Akşehir, mazide kalan bu tadı yalnızca bir içecek olarak değil, geçmişin sıcaklığını ve çocukluk hatıralarını taşıyan nostaljik bir kültürel miras olarak belleğinde saklamıştır...

Akşehir Gazozu'nun günümüzde yeniden üretileceği haberi ister istemez beni çocukluğuma, o eski günlere alıp götürüverdi. Günümüzde yabancı markaların egemen olduğu ülkemiz meşrubat piyasasında yerli ve milli, yerel marka gazlı içeceklerin önünü açabilmek, tamamıyla yerel tüketicinin bilinçli tercihleriyle yakından ilgili bir konuydu aslında...

Araştırmacı yazar Cemre Üçhisarlı, 02.11.2017 tarihli yazısında, gazozun dünyada ilk kez ne zaman ve nasıl icat edildiğine ve ülkemize de nasıl girdiğine açıklık getirmektedir[1]:

Dünyada gazı suya katarak gazozu ilk kez 1767'de Joseph Priestley adında İngiliz bir doktor bulmuştu.

Gazoz ise Türkiye'ye 1890'larda maden suyuyla birlikte girmiş ve gazoz üretimi de ilk kez Aleksandr Mısırlıoğlu ve ortakları tarafından Mısırlıoğlu markası ile ülkemizde ki yolculuğuna başlamıştır. Günümüzdeki nostaljik Beyoğlu

Gazozu markası ise adını ve ilhamını bu köklü tarihi geçmişten almıştır.

Türkiye'de ulusal çapta bilinen yerli gazoz markalarının hangileri olduğunu araştırdığımızda; her biri kendi şehrinin kültürünü yaşatan çok sayıda köklü ve yerel gazoz markası olduğunu görmekteyiz. Bugün Türkiye'de 60'a yakın irili ufaklı yerel gazoz markası bulunmaktadır. Bunların 41'i ağırlıklı olarak Ege Bölgesinde üretilmektedir. En bilinen köklü ve yöresel gazoz markaları ise şunlardır;

Uludağ Gazozu (Bursa): 1930 yılında Bursa'da Mehmet Hakkı Erbak tarafından kuruldu.

Beyoğlu Gazozu: 1890'da Beyoğlu'nda kuruldu. Nail Kaan Hirst'in Galata Kulesi'nden esinlenip tasarladığı özgün cam şişe ambalajı, 2017’de Berlin’de düzenlenen “Ambalaj Tasarımı” dalında ödül kazandı. Beyoğlu Gazoz'un klasik, limonlu ve zencefilli türleri vardır.

Zafer Gazozu (Denizli): 1934 yılında kurulmuş, nohut kahvesi aroması ve geleneksel lezzetiyle efsaneleşmiş bir markadır.

Niğde Gazozu (Niğde): Kendine has şişesi ve tat profili ile hem yerelde hem de ulusal marketlerde en çok aranan gazoz markasıdır.1962 yılında İsmet Olcay tarafından Niğde'de kurulmuştur.

Sarıyer Gazozu: Oğuz Gıda tarafından 1997'de piyasaya çıkarıldı. Oğuz Holdingin Sakarya, Adana, Bolu ve Konya'daki fabrikalarda üretiliyor.

Bağlar Gazozu (Safranbolu / Karabük): 1936'dan bu yana üretilen, bölgenin simgelerinden biri haline gelen tarihi bir gazoz markasıdır.

Ankara Gazozu: (Mersin) Muz ve çilek aromalıdır.

Çaldağ Giresun Gazozu: Giresun'a üretilir.

Nazilli Gazozu (Aydın/Nazilli):1967'de kuruldu...

Bizlere ilginç ve nostaljik gelebilecek diğer bazı yerel gazoz markalarını da tanımayı sürdürelim.;

Ferah Bade Gazozu: Adana'da;

Zaman Gazozu: Adana'da

Ufuk Gazozu: Ordu'da;

Neşe Gazozu: Adapazarı'nda;

Dört Mevsim Gazozu: Akhisar'da;

Dadya - Datça Gazozu: Muğla'da;

İçenbilir (Efe) Gazozu: Denizli / Bekilli'de,

Cincibir Gazozu: İzmir'de,

Eski adı İmren olan Su-Ga Gazozu: İzmir'de üretilmekteydi...

Her yerel gazoz markasının var oluşu ve üretimiyle ilgili kendine özel ayrı bir hikayesi vardı;

Su-Ga ya da İmren Gazozu, İzmir'in en eski gazoz markalarından biridir. Kurucusu ise 95 yaşındaki Nurettin Özertuğrul, yaşayan en eski gazoz üreticisi. Bu işi babasından öğrenmiş. Osmanlı döneminde, babası ve iki amcası Zülfikar Biraderler ismiyle gazoz üretiyorlarmış. Nurettin

Bey, 1945'te bu işe adım atmış. 1960 ve 70'li yıllarda İzmir'deki gazoz üretimi zirvedeydi, diyor. (Bu gazoz halihazırda üretilmemektedir...)

Bölgenin önemli ürünlerinden birisi de 1930'da Hüseyin Karakuş'un kurduğu Dört Mevsim Gazozu. Akhisar'daki markanın yönetiminde bugün 3'üncü kuşaktan, merhum Hüseyin Karakuş'un torunları Burçin ve Berk Karakuş kardeşlere devredilmiş durumda...

Zafer Gazozu'nun Genel Müdürü Adnan Şiphir de 1934'te kurulan firmanın, ilk başlarda Denizli ve çevresine ürün verdiğini anlatıyor. Zafer Gazozu, bugün ise Avrupa'ya da ihracat yapıyor...

Denizli'nin Bekilli ilçesinde 1966'da 'İçen bilir' gazozları ile yola çıkan Ali Çankal ve ağabeyi bugün yollarına Efe markasıyla devam ediyorlar...

Ege Bölgesi'nin efsanevi yerel markalarından biriydi Cincibir Gazozu. 1963'ten itibaren İzmir'de kurulan Emsa Meşrubat tarafından üretildi ve piyasaya çıktı. Özellikle 1970'ler ile 1980'lerin başında en popüler dönemini yaşadı. 1990'larda ise üretimini durdurarak piyasadan çekildi...

Ülkemizdeki doğal maden suyu üreticisi yerel firmalardan bazıları, süreç içerisinde kendi gazoz markalarını da üretmişlerdir. Ankara'nın köklü markası "Beypazarı Doğal Maden Suyu" 2016'da Beypazarı Gazozu 'nu; Bursa'nın bilinen markası "Özkaynak Maden Suyu"da Özkaynak Gazozu'nu 1972'den itibaren üretip satmaya başlamıştır.

Her yörenin suyunun, rayihası ve tadının kendine özgü ayrı bir güzellikte olması, o yörede yapılan gazozun tadı, içilebilirliği ve kalitesi üzerinde ayrı bir etki yaratıyordu.[2]

Bütün bu bilinen yerel gazoz markalarının arasına artık eskilerin değerli gazoz markası Akşehir Gazozu'da katıldı. Akşehir Gazozu'nun yeniden üretileceğiyle lgili çıkan haberi okuduğumda büyük bir heyecan duyarak o eski çocukluk günlerime yeniden dönüverdim.

Konya'nın Karatay ilçesinde faaliyet gösteren Gonya 42 İçecek A.Ş. tarafından üretilip piyasaya çıkarılan Akşehir Gazozu artık yenilenen yüzüyle raflardaki yerini aldı...

Yerel bazda üretilen gazozlarımız ne yazık ki uluslararası meşrubat markalarının 1950'lerden itibaren Türkiye'de yer etmesiyle-ki bunun en bariz örneğini Coca Cola ve Pepsi Cola oluşturmaktadır-bu güçlü rakipler karşısında rekabet edemez hale gelmeye başladılar. Belki bugünlerde hala üretimlerini inatla sürdürmeye devam etselerde, yerelden öteye geçememekte, işletme bazında çoğu aile ya da şahıs işletmesi olduğundan büyümelerine pek bir olanak bulunmamaktadır. Velev ki içlerinden birkaç tanesi büyüsün ya da halka arzla kurumsallaşarak sermaye şirketi haline dönüşsün; o zaman da meşrubat piyasasını tekelinde tutan uluslararası büyük şirketler cazip tekliflerle hisselere talip olarak büyüyen yerel gazoz işletmelerini bir şekilde kendi portföylerine katmaya çalışmaktadırlar. Nitekim 1946'dan beri İstanbul'da üretilen klasik, yerli bir gazoz markası olan Çamlıca Gazozu 2002'de Ülker grubuna geçtikten sonra 2015'de Yıldız Holding tarafından Japonya'nın gazlı içecek devi DyDo Drinco şirketine satılmıştır. Yine, İzmir Bornova'daki tesislerinde üretilen Sensun Gazozu, 1970'li 1980'li yılların efsane gazozuydu. "Sen Sun Biz İçelim" sloganıyla gönüllerde taht kurmuştu. 1990'ların sonunda marka hakları küresel içecek devi Coca-Cola tarafından satın alındı ve Türkiye pazarı için üretimini sürdürdü...

Coca Cola, Gıda Maddeleri Nizamnamesinde yapılan değişiklikle Türkiye'ye 1951-1952'de girdi ve 1956'ya doğru da Türkiye Pazarı tamamen Coca-Colaya açıldı. Bundan öncesinde halkımız yerel marka gazozları tüketmekteydi...

Coca-Cola, 2. Dünya Savaşı sonrasında dünyanın her yerine yerleşen emperyal küresel bir güç haline dönüştü. Türkiye'de ki ve başka yerlerde ki şeker karnelerinden bile muaf tutuldu. Çünkü Amerikan üslerinin bulunduğu her yerde Coca-Cola vardı. Coca Cola eşittir Amerikan üssüydü ya da Amerikan emperyalizminin simgesiydi...

Çok ilginçtir; Tübitak'ın yıllar önce yaptığı araştırmada; Coca-Cola 'da binde ya da on binde bir gibi çok düşük oranlarda, iz miktarda da olsa alkol olduğu tespit edilmiştir. Hal böyle iken Ramazan geldiğinde, TV kanallarında, kılı kırık yaran Müslüman ailelelerin iftar sofralarında Coca-Cola'nın yer aldığı reklam filmlerini görünce, bu ne yaman çelişki diye düşünmeden edememiştim...

Solomon Adalarından Kazablanka'ya kadar her yerde Coca-Cola satılmaktaydı. 1942 yılında yayınlanan bir Cola reklamı herşeyi açık seçik ortaya koymaktadır. Güvertede Coca Cola içen bahriyeli askerleri gösteren bir fotoğrafın altında; "Bir ABD savaş gemisinin gittiği her yere Amerikan yaşam tarzı da gider, doğal olarak Coca-Cola da gider..." diye yazıyordu.

Acı da olsa bir gerçeği yansıtıyordu bu söylem. 1986 yılında görev icabı gittiğim Kars'ın Selim ilçesinin bir köyündeki bakkala, ilaç içmek için acilen su bulabilirim umuduyla girdiğimde, bakkal bana; "su yok, onun yerine Coca-Cola vereyim" demişti...

Emsallerine göre kat be kat devasa düzeyde üretimde bulunan Coca Cola'nın halen Türkiye'de 11, Pepsi Cola'nın da 6 adet üretim ve şişeleme fabrikası bulunduğunu, her bir fabrikanın günde yaklaşık bir ila bir buçuk milyon litre arası su kullandığını dikkate alırsak; nerede bir Coca Cola ya da Pepsi Cola fabrikası varsa bilinki oradaki yer altı su kaynakları zamanla yok olacak, o yörenin ekolojik dengesi darbe yiyecektir. Nitekim İzmir Kemalpaşalılar bu yalın gerçeği bizzat yaşayarak öğrenmişlerdi. Zira kesinkes bilinmektedir ki, bir litre Coca Cola üretebilmek için fabrikalar üç-dört litre civarı tatlı su harcamaktadır. Üstelik, iktidarların desteğini arkasına alan Cola fabrikaları, fazladan atık su bedeli ödememek için vergi ve denetimden muaf olabilecekleri "Organize Sanayi Bölgeleri"' ya da "Serbest Bölgeleri" tercih etmekteydi...[3]

Sizce hangisini tüketmeliyiz? Akşehir Gazozu ya da yerli ve milli yerel marka gazozlarımızı mı? Yoksa emperyalizmin simgesi Coca Cola veya onun muadilleri olan diğer gazlı içecekleri mi?

Kaynakça; [1] Cemre Üçhisarlı, 02.11.2017 tarihli yazısı, "Pazarlamasyon Dergisi..."

[2] Nurhayat Talay'ın Egede Son Söz Gazetesinde yayımlanan 01.12.2017 günlü " İzmir'in Ünlü Gazozları" araştırma yazısı...

[3]-Doğan Avcıoğlu, Yön ve Devrim Dergi Yazıları / S. Yalçın, Saklı Seçilmişler...)

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }