GÜNDEM

Öykü: Bir Çay Bardağı

Sabah erken saatlerdi. Mahalle kahvesi yeni açılmış, içeriye henüz birkaç kişi uğramıştı. Bu kahvede nereden geldiği bilinmez sabahtan akşama bir can sıkıntısı kapıdan içeriye girer gün boyu hiç içeriden çıkmazdı. Yalnız bu kahvenin afacan garsonu ara sıra bu kahvenin içerisindeki sıkıntıyı dağıtabilmek için arabesk bir kaseti teybe takar kahvenin içerisinde oradan oraya koştururdu ki ustasından ağzının ortasına tokadı yiyinceye karar dinlerdi.

Kapı açıktı; sokaktan serin bir hava giriyor, yerdeki tozu hafifçe kaldırıyordu. Cam kenarındaki masaya oturmuştu.

“Taze bir çay!” alayım, dedi.

Afacan çırak: “Hemen abime gelsin.” dedi.

Bir koşuda çayı geldi. Önündeki çaydan ince bir buhar yükselmiş, sonra kesilmişti.

Kahvenin içi her zamanki gibiydi. Eski masalar, kırık dökük sandalyeler. Yaz kış kahvenin ortasından kaldırılmayan dev bir soba. Duvarlarda solmuş resimler, bir köşede eski bir takvim, tezgâhın arkasında sessizce dolaşan çaycı…

Kısık sesle çalan bir arabesk müzik, ilerideki sinemadan gelen son ses müzikle karışıyordu.

Adam çayına şeker atmıştı ama karıştırmayı unutmuş gibiydi. Dalgındı. Kaşığı eline aldı, yavaş yavaş çevirmeye başladı. Gözleri bardağın içindeydi.

Afacan garson çocuk yaklaştı.

“Taze mi abi?” dedi.

Adam başını kaldırmadan, “Taze” dedi. “Taze. Teşekkür ederim”

Çocuk bir an durdu, sonra uzaklaştı.

Kapı açıldı. İçeri giren adam kısa bir süre etrafa bakındı, sonra gelip onun karşısına oturdu. Sanki yeri orasıymış gibi rahattı. Bizimki başını kaldırdı, baktı.

“Tanışıyor muyuz?” dedi.

Öteki adam gülümsedi.

“Bilmem,” dedi. “Ama seni tanıyor gibiyim.”

Adam bu söze bir şey demedi. Gözlerini tekrar bardağa indirdi. Çayın rengi koyulaşmıştı.

Dışarıdan bir kamyon geçti. Cam hafifçe titredi.

Karşısındaki konuşuyordu. Onun nasıl biri olduğunu, eskiden daha başka göründüğünü söylüyordu. “İyi adamsın,” dedi mesela. “Biraz içine kapanmışsın sadece.”

Adam çaydan bir yudum aldı. Soğuktu.

“Öyle miymişim?” dedi.

“Evet,” dedi öteki. “Herkes öyle diyor.”

Adam hafifçe gülümsedi. “Herkes”in kim olduğunu sormadı.

Bir süre sustular. Kahve yavaş yavaş doluyordu. Kapıdan giren çıkan artmıştı.

“Evli misin?” diye sordu öteki.

“Bir ara,” dedi adam.

“Çocuğun?”

“Bir tane,” dedi. “Büyümüştür.”

Başka bir şey söylemedi. Sanki o hayat başka birine aitmiş gibi konuşuyordu.

Dışarıda güneş yükselmişti. Camdan içeri daha çok ışık giriyordu. Eski tahta masanın üzerindeki çizikler, bardak izleri daha belirgin görünüyordu.

“Mutluluk diye bir şey var,” dedi karşısındaki. “İnsan isterse kurar.”

Adam başını kaldırdı. Bir an düşündü.

“Ben bir kere bulduğumu sandım,” dedi. “Sonra geçti.”

Karşısındaki anlamadı ama üstelemedi.

Kahvenin önünde de oturanlar, sohbet edenler vardı.

Kapının önünden bir çocuk geçti. Elinde bir erik vardı. Isırarak yürüyordu. Adamın gözü ona takıldı.

“Çocukken,” dedi, “bir erik ağacına çıkmıştım. En üstüne kadar.”

“İnemedin mi?” diye sordu öteki.

“İnmek istemedim,” dedi adam. “Orası daha iyiydi.”

Bir süre daha oturdular. Konuşma azaldı. Kahve kalabalıklaştı. Gürültü arttı.

Sonunda öteki kalktı.

“Görüşürüz,” dedi.

Adam başını salladı.

Kapı kapandı. Adam bir süre karşısındaki boş sandalyeye baktı. Az önce oturanın yüzünü hatırlamak istedi. Gelmedi aklına.

Garson yaklaştı.

“Tazeleyelim mi abi?” dedi.

Adam bardağa baktı. Üstünde ince bir zar oluşmuştu.

“Yok,” dedi. “Böyle kalsın.”

Biraz daha oturdu. Sonra ceketini aldı, giydi. Masaya birkaç bozukluk bıraktı. Kapıya doğru yürüdü.

Dışarıda sokak kalabalıktı. İnsanlar bir yerlere gidiyordu.

O da yürüdü.

Garson masayı silerken bardağı aldı. Tepsiye koydu, mutfağa götürdü. Çayı lavaboya döktü.

Bardak, ötekilerin arasına karıştı. (18/04/2026 -Akşehir)

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }