GÜNDEM

Kaybettiğimiz Şeyler Bizi Terk Etmez

Bir gün eski bir çekmeceyi karıştırırken yıllardır görmediğiniz bir fotoğraf çıkar karşınıza. Fotoğraftaki insanlar değişmiştir, bazıları hayatınızdan çıkmıştır, bazıları artık bu dünyada bile değildir. O an fark edersiniz ki zaman geçmiş olsa da bazı şeyler yerinde duruyordur. Sadece görünmez olmuşlardır.

İnsan kaybetmenin unutmak olduğunu sanıyor. Oysa hayat bunun tam tersini öğretiyor. Unutulan şeyler genellikle önemsiz olanlar. Bize dokunan, içimizde iz bırakan şeyler ise gitmiyor. Şekil değiştiriyor, sessizleşiyor, geri çekiliyor ama tamamen kaybolmuyor.

Çocukluğunu düşünmeyen bir yetişkin var mıdır mesela?

Bir yaz akşamını... Bir mahalleyi... Artık yerinde olmayan bir evi... Belki yıllardır adını anmadığı bir arkadaşı…

İnsan bazen bir kokuyla, bazen bir şarkıyla, bazen de hiç beklemediği bir anda yıllar öncesine dönebiliyor. Demek ki kaybettiğimiz şeyler sandığımız kadar uzaklara gitmiyor. Sadece hayatın kalabalığında görünmez hale geliyor.

Belki de bu yüzden bazı ayrılıklar bitmiyor. İnsanlar gidiyor, şehirler değişiyor, alışkanlıklar sona eriyor ama geride kalan duygu yaşamaya devam ediyor. Çünkü insanın hafızası bir arşiv değil; yaşayan bir şey.

Geçmişi olduğu gibi saklamıyor, onunla birlikte nefes alıyor.

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna romanını okuyanlar hatırlayacaktır. Roman boyunca insanın en büyük yükünün yaşadıkları değil, içinde taşıdıkları olduğu hissedilir.

Bazı insanlar hayattan çıkar ama bıraktıkları iz çıkmaz. Aradan yıllar geçse bile bir cümlenin, bir bakışın ya da yarım kalmış bir hikâyenin insanın içinde yaşamaya devam ettiğini görürüz.

Belki de bu yüzden hayatın en ağır yükleri valizlere sığmıyor.

İnsan evini değiştirebiliyor. Şehrini değiştirebiliyor. İşini, çevresini, hatta bazen hayatını değiştirebiliyor. Ama içine yerleşen bazı şeyleri yanında taşımaya devam ediyor.

Çünkü bazı kayıplar geride bırakılan değil, insanın karakterine karışan şeyler oluyor.

Cemil Meriç'in söylediği gibi: "Hatıralar da bir çeşit vatandır."

Bu yüzden bazı insanları, bazı evleri, bazı şehirleri geride bıraksak da onlardan tamamen ayrılamıyoruz. Çünkü insan sadece yaşadığı yerde yaşamıyor; biraz da hatırladığı yerde yaşamaya devam ediyor.

Belki de kaybetmek, bir şeyi hayatımızdan çıkarmak değil; ona hayatımızın içinde yeni bir yer açmaktır.

Yaş aldıkça bunu daha iyi anlıyoruz. Gençken hayatın önümüzde olduğunu düşünüyoruz. İlerledikçe hayatın biraz da arkamızda biriktiğini fark ediyoruz. Ve o birikimin içinde sadece başarılar değil; yarım kalmışlıklar, özlemler, pişmanlıklar ve özlediklerimiz de var.

Olgunluk belki de tam burada başlıyor. Kaybettiklerimizle kavga etmeyi bıraktığımız yerde...

Çünkü bazı şeyler geri gelmez. Ama geri gelmemeleri, bizimle yaşamayı bıraktıkları anlamına da gelmez.

Benim için hayatın öğrettiği en sade gerçeklerden biri şu oldu:

İnsan bazı şeyleri unutarak değil, onlarla yaşamayı öğrenerek yoluna devam ediyor.

Ve belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:

Kaybettiğim şeyleri gerçekten geride mi bıraktım, yoksa bugün olduğum insanın bir parçası olarak hâlâ yanımda mı taşıyorum?

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }