"Hayır deme, yanlış anlaşılma, kırılmasın, idare et, alttan al..." İşte yorulmaya da tam burada başladık.
Bir süre sonra fark ediyorsun ki iyi insan olmakla, herkesi memnun etmeye çalışmak aynı şey değilmiş. Ama bunu çoğumuz geç öğreniyoruz. Çünkü çocukluğumuzdan beri iyi kalpli olmanın bedelinin, bazen kendimizden vazgeçmek olduğuna inandırılmışız.
Belki de bu yüzden birçok insan günün sonunda neden bu kadar yorulduğunu tam olarak açıklayamıyor. Çünkü bu yorgunluk fiziksel değil. Sürekli anlayan taraf olmak, alttan almak, idare etmek, kimseyi kırmamaya çalışmak…
Bunların her biri tek başına küçük görünüyor. Ama yıllar içinde birikince, insanın omuzlarında görünmeyen bir yük hâline geliyor.
İyi insanların ortak bir alışkanlığı var. Kendilerini en sona bırakıyorlar. Bir arkadaşının derdini saatlerce dinleyebiliyor, gece yarısı bir telefon geldiğinde koşabiliyor, herkesin yükünü paylaşabiliyorlar. Ama aynı insanlar, kendi canları yandığında "Rahatsız etmeyeyim," diyerek sessizleşiyor.
Başkalarına gösterdikleri anlayışı, çoğu zaman kendilerine göstermiyorlar.
Belki de bu yüzden tükeniyoruz. Yorulduğumuz şey iyilik değil. Yorulduğumuz şey, sınır çizememek. Çünkü sınır koymayı bencillik sanıyoruz.
Oysa sınır koymak, sevgiyi azaltmaz; onu daha sağlıklı hâle getirir. Sürekli taşan bir bardak, sonunda kendini de boşaltır.
Carl Gustav Jung'ın şu sözü bu noktada çok şey anlatıyor: "Başkalarının onayına bağımlı olduğunuz sürece, kendinize ait bir hayat yaşayamazsınız." Belki de iyi insan olmanın en zor tarafı budur. Zaman zaman başkalarının hayal kırıklığını göze alabilmek.
Hayatın içinde bunun sayısız örneği var. Mesajına hemen cevap veremediğin için suçluluk hissetmek... Sadece istemediğin hâlde ayıp olmasın diye bir daveti kabul etmek... İş yerinde yükün fazlasını sessizce üstlenmek...
Aile içinde herkesi idare etmeye çalışırken kendi sesini unutmak...
Bunların hiçbiri tek başına büyük meseleler gibi görünmez. Ama yıllar içinde birikir ve insanın omuzlarına görünmeyen bir ağırlık bırakır.
Belki de mesele iyi kalpli olmak değil; iyi kalmaya çalışırken kendimizi ne kadar ihmal ettiğimizdir. Çünkü kendini sürekli geriye koyan biri, bir gün dönüp baktığında başkalarının hayatında çok güzel izler bırakmış olabilir. Ama kendi hayatında eksilen sayfaları fark ettiğinde, o boşluğu kimsenin dolduramayacağını da anlar.
O hâlde belki de kendimize dürüstçe şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
İyi insan olmaya mı çalışıyorum, yoksa herkes tarafından iyi biri olarak görülmeye mi?