GÜNDEM

İnsan, En Çok Hak Ettiğini Sandığı Hayatı Yaşar

"İnsan, kendine biçtiği değer kadar yaşar." Bu cümleyi ilk kez nerede duyduğumu hatırlamıyorum ama yıllar içinde tanık olduğum onlarca hikâye, bu sözün doğruluğunu bana tekrar tekrar gösterdi.

Bir kafede otururken iki kadının sohbetine istemeden kulak misafiri olmuştum. İçlerinden biri, yıllardır aynı iş yerinde çalıştığını, emeğinin karşılığını alamadığını anlatıyordu. Diğeri ise hiç düşünmeden, "Neden ayrılmıyorsun?" diye sordu.

Kadın bir süre sustu. Sonra gözlerini kahvesinden kaldırmadan sadece şu cümleyi kurdu: "Kim beni daha iyi bir işe alır ki?"

O cümle aslında işle ilgili değildi. Maaşla da ilgili değildi. O cümle, insanın kendine verdiği değerle ilgiliydi. Çünkü bazen bizi bulunduğumuz yerde tutan şey şartlar değildir; kendimize çizdiğimiz görünmez sınırdır. İnsan, hak ettiğinden değil, hak ettiğine inandığından fazlasını istemeye cesaret edemez.

Doğan Cüceloğlu, İnsan İnsana kitabında insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin, bütün ilişkilerinin temelini oluşturduğunu söyler.

Gerçekten de kendine değer vermekte zorlanan biri, çoğu zaman başkalarının ona verdiği değeri de şüpheyle karşılar. İyi bir söz duyduğunda "Abartıyor." der, bir fırsat çıktığında "Bana göre değil." diye düşünür, sevildiğinde ise bunun uzun sürmeyeceğine inanır. Çünkü zihnindeki eski hikâye, yeni ihtimallere yer bırakmaz.

Bunu sadece ilişkilerde görmüyoruz. Aynı mahallede, aynı işte, aynı alışkanlıklarda yıllarca kalan insanların hepsi mutsuz değildir. Ama mutsuz olduğu hâlde hiçbir şey değiştirmeyenlerin ortak bir cümlesi vardır: "Benim hayatım bu kadar."

İşte insanı yoran da çoğu zaman hayatın kendisi değil, bu cümlenin sessizce içimize yerleşmesidir.

Cemil Meriç'in, "İnsan, zincirlerini sevdiği zaman köleliği ebedî olur." sözü tam da bunu anlatır. Çünkü zincir bazen demirden yapılmaz; bazen bir inançtan, bazen çocuklukta duyulan bir cümleden, bazen de yıllarca tekrar edilen bir korkudan örülür.

İnsan o zincirleri bileğinin değil, zihninin taşıdığını fark ettiğinde hayat başka görünmeye başlar.

Belki de bu yüzden bazı insanlar şehir değiştirir ama huzuru bulamaz. İş değiştirir ama aynı hayal kırıklığını yaşar. Yeni bir ilişkiye başlar ama eski kırgınlıkları yanında taşır. Çünkü değişmeyen adres değildir; insanın kendine dair yazdığı hikâyedir.

Hayatın en sessiz dönüşümleri, insanın kendine bakışının değiştiği anlarda başlar. Bir gün "Buna mecburum." demeyi bırakıp "Ben daha iyisini hak ediyorum." diyebildiğinde sadece kararların değil, hayatının yönü de değişir.

O andan sonra seçtiklerin, sustukların, kabul ettiklerin ve vazgeçtiklerin aynı kalmaz.

Belki de kader dediğimiz şeyin bir kısmını, kendimize anlattığımız hikâyeler yazıyor. Eğer her gün kendine "Ben ancak bu kadarını hak ediyorum." diyorsan, hayat da çoğu zaman seni o cümlenin sınırlarında dolaştırıyor. Ama bir gün o cümleyi değiştirebilirsen, belki de değişen ilk şey hayat değil, ona bakan gözlerin olacak.

Şimdi kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

Bugün yaşadığınız hayat gerçekten size sunulan hayat mı, yoksa yıllardır hak ettiğinize inandığınız hayat mı?

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }