GÜNDEM

Günler Birbirinin Aynıydı

Dünyada herhangi bir günün sabahı. Güneşin doğuşu. Her gün aynı. Günle uyanmak, güneşle. Her sabah güneşle uyanırız. “Dünyaya günaydın, dünyaya merhaba!” Bir uğraş peşine düşeriz. Sensiz de dünya dönecek. Güneş yine doğacak. Şehrin içerisinde otobüsler, taksiler, dolmuşlar, hatta vapurlar, gemiler, uçaklar bir yerlere gidip gelecek.

Akıp geçen zamandır. Akıp geçen Akşehir Çayı. Akıp geçen Şirin ırmak suyu. Farkında olmadan geçer zaman. Akıp geçen zamanın farkında olmayız.

Çocukluk, gençlik akıp geçer zamanla. Sonludur her şey. Hatırlarım. Komşumuzdu Nimet Abla. Uzun yaşına rağmen halı dokurdu. Evin giriş kapısının içerisinde kocaman bir halı tezgâhı vardı. Renkli ipler sarkardı tezgahından. Sonra, halı ipi kesen bıçaklar, kirkitler. Mindere oturur güzelim halıları yanında bir komşusu ile dokurlardı. Halı tezgahında desenler olur, desenlerin renklerine göre halı dokunurdu. Sonra bir iki sıra dokunduktan sonra kirkit sesleri duyulurdu. Küçük bir bahçe içerisindeydi evi. Küçüktüm. İlkokul bir ya da ikinci sınıf. Bahçesinde toplanmıştı onca kalabalık. Kayısı ağacı, erik ağaçları vardı bahçenin girişinde. Seksen, seksen beş yaşlarındaydı. Birgün “öldü” dediler. Ağlayışlar, bağrışlar, Yan yanaydı evimiz. Korkmuştum. Kızı ağlıyordu, oğlu kapının önünde donup kalmıştı. Ölüm korkunçtu. Her şeyin bir sonu vardı. İnsanın sonu ise ölüm.

Kaç yıl öncesindeydi anılarım. Kaç yaşındaydım. Yedi yaşımın çocukluğundaydım. Anılar alır götürür insanı bazen yedi yaşına, bazen yirmi yedi yaşına.

Anılar aslında insanın yaşamasıdır.

Sinemanın önündeyim. Resimlerine bakıyorum. Dalıp gitmişim. Ne filmler oynuyor? İlkokul yıllarımda ilk kez okulla sinemaya gitmiştim. Kıbrıs’ın kurtuluşunu anlatan bir kahramanlık filmi. Başrolünde Cüneyt ARKIN vardı. Okul götürmüştü. İlk kez bir sinemaya gidiyorduk. Sinemayı çok sevmiştim. Belki de yalnızlığımı giderdiğim yerlerdi. Macera, aşk, kovboy ve karate filmleri…İlkokul yıllarımdı. Unuttum, ölümü, ağlayanları filmin heyecanında. Dışarısı hâlâ sıcaktı. Sinemanın merdivenlerinden indim. Asfalt ateş olmuştu. İlk kez Cüneyt ARKIN’ın filmine gitmiştim, Allah rahmet eylesin, çok severdim. Sonra Battal Gazi, Kara Murat. Malkoçoğlu filmlerinin de sinemaya gelişinde ilk müşterilerinden, ilk izleyenlerinden olmuştum.

Aslında bütün günler birbirine benziyordu. Şu daracık okul yolundan kaç kez okuluma gittim. İlkokul olsun sonra lise yolum bu daracık yoldan geçerdi.

Bir gün çay kenarında misket oynarken misketim Akşehir Çayı’na kaçmıştı. Çayın içindeydi; görünüyordu. Misketimi almak için iki metreye yakın bir duvardan taş aralıklarına basarak korku ile inmiştim. Oradaydı işte. Tüm sınıf arkadaşlarım çayın kenarında. Bütün günler aslında birbirinin aynısıydı. Değişen zamandı.

Zamanı yitirdim. Zaman bitirdim. Zamanı tükettim. Asfaltta bir araba son sürat geçti. Ardı sıra birkaç motor sesi. Pat! Pat! Sanırım egzozlarını açtırmışlar.

Tertemiz bir cadde. Şehrin gürültüsünde gidiyorum. Hıdırlıktan çam kokularının, ıhlamur kokularının içime çekiyorum, Araç sesleri. Motor seslerine karışıyor, Zamana mı kızgınım? Hayata mı? Kendi kendime mi küskünlüğüm? Şehrin akışında yürüyorum. Bütün günler birbirine benziyordu. Kendime benzetemediğim ise kendimdim. Her şey aynıydı ya gür saçlarıma ne olmuştu, başımdaki saçlarım seyrekleşmiş, şakaklarım bembeyaz olmuş. Alnımda kırışıklıklar artmış. Gözlerim kitap okumaktan yorgun düşmüş, hatta yakını görebilmek için numaralı gözlük alınmıştı.

Zaman akıp geçmiş, bir su gibi. Anılarımın neresindeyim? Yaşamadan yaşamak gibi! Dün gibi. On yaşındayım zamanın, bazen yirmi, otuz, kırk, elli, elli beş derken…Zaman çarkları geriye işler mi? Asla! Anılar yaşamaktır. Anılar hayattır.

Yürüdüm uzun bir zaman yolunda. Dışarıda hayat ve tutamadığımız, akıp geçen bir zaman vardı.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }