GÜNDEM

30 Ağustos’un Anlattığı Gerçek: ‘Ya İstiklal Ya Ölüm

Yıkılan Sadece Bir Heykel Değildi… ABD ordusu Bağdat’a girdiğinde, kalabalıklar sokaklara dökülmüş, alkışlar yükseliyordu.

O gün bize, “Hadi, bu heykeli siz yıkın. Bu sizin hakkınız,” dediler.

Elime bir balyoz aldım.

İçimde biriken öfke ve nefretle vurmaya başladım.

Kimi ayakkabısıyla vuruyordu, kimi sopayla…

Etrafımızda yabancı askerler vardı. Araçlarının üzerinde, ellerinde içkilerle bağırıyor, gülüyorlardı.

O an bize “özgürlük” gibi gelen şeyin, aslında ne olduğunu henüz bilmiyorduk.

Günler geçti…

Alkışların yerini sessizlik aldı.

Sonra açlık…

Sonra korku…

Sonra kaos…

Bir zamanlar kendi ülkemizde, bir anda “şüpheli”, sonra “tehdit”, sonra da “terörist” ilan edildik.

Ya onlar için savaşacaktık, ya da kamplara götürülecektik.

Sokaklarda cesetler vardı.

Kadın, erkek, çocuk…

Bir zamanlar huzurla uyandığım evimi düşündüm.

Yeni aldığım eşyaları…

Sıradan ama kıymetli o hayatı…

Ve o an dizlerimin üzerine çöktüm.

Ellerimi yere vurdum.

Şunu anladım:

Nefretle yıktığım o heykeli, bugün yeniden dikmek için her şeyimi verirdim.

Ama artık çok geçti…

Bunlar SADDAM'IN HEYKELİNİ YIKAN IRAKLI BİR İŞ ADAMININ SÖZLERİ...

Peki gerçekten yıkılan neydi?

Sadece bir heykel mi?

Yoksa bir milletin kendi iradesi, kendi bağımsızlığı mı?

İşte tam bu noktada, Mustafa Kemal Atatürk’ün o sözü yankılanıyor:

“Ya istiklal ya ölüm!”

Bu söz, sadece bir savaşın değil; bir milletin karakterinin ifadesidir. Çünkü bağımsızlık, bir ülkenin sahip olduğu en büyük zenginliktir.

Atatürk’ün de ifade ettiği gibi:

“Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklalden mahrum bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.”

Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu sözlerin ne kadar derin bir anlam taşıdığını daha iyi anlıyoruz.

Dün başka coğrafyalarda yaşananlar, bugün aslında hepimize bir uyarıdır.

Peki biz neden 30 Ağustos’u kutluyoruz?

Neden Çanakkale’yi unutmuyoruz?

Neden 19 Mayıs, 23 Nisan, 29 Ekim bizim için sadece birer tarih değil?

Çünkü bunlar; bir milletin “başkasının himayesinde yaşamayı reddettiği” günlerdir.

30 Ağustos, sadece bir zafer değildir. 30 Ağustos, “kendi kaderine sahip çıkma iradesidir.”

Bugün bize düşen görev; başkalarının yaşadığı pişmanlıklardan ders çıkarmaktır.

Bağımsızlık, kaybedildiğinde değeri anlaşılan bir kavramdır. Ama o zaman da bunu, çoğu zaman geri almak mümkün olmaz maalesef.

O yüzden sahip çıkmamız gereken şey sadece toprak değildir; birliktir, bilinçtir, duruştur ve en önemlisi, bunu sadece sözle değil, özle yapmaktır.

Çünkü bazı hataların telafisi vardır…

Ama bağımsızlığın yoksa, pişmanlığın da bir anlamı kalmaz ve telafisi asla mümkün olmaz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

Saygılarımla

Tolga Yuvalı

Sizden birisi

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }