GÜNDEM

Savaşa Dair

ABD ve İsrail emperyal güçlerinin İran'a bombalar yağdırdığı günün sabahında tüm bu yaşadıklarımıza tercüman olabilecek bir Bertolt Brecht şiiri çıktı karşıma. Hepimizin savaş karşısında hislerimizi çok iyi ifade ettiğini düşündüğüm bu anlamlı şiire sizlerin de kayıtsız kalamayacağınızı düşünüyorum. Hatta şiirin bir seslendirmesini de buldum. Seslendirmenin linkini de merak edip dinlemek isteyenler için yazının sonuna bırakırım.

Aranızda okuyanlar vardır muhakkak bu köşeden geçtiğimiz hafta, “Zor yıllar” başlıklı bir yazı paylaşmıştım sizlerle. Yazının devamı niteliğinde diğer bölümlerini yazmaya oturmuştum ki, tüm dünyanın ABD-İsrail emperyal gücü İran’a ne zaman saldıracak diye beklediği bir anda saldırı başladı. Hepinizin bildiği gibi bizim bu coğrafyada, farklı bir gündemle uyanmadığımız pek vaki değildir. Öyle bir günün sabahında, aslında tam benim bu yazı serisinin konusunu(karışıklık-kaos daha ötesi savaş) içeren savaş geldi çattı kapımıza. “Zor Yıllar” başlıklı yazılarda da belirtmeye çalıştığım; emperyal güçlerin bu kaosu, bu savaşı çıkarmaktaki birinci önceliği, o coğrafyadaki doğal kaynakları, kendi lehlerine çevirmekten geçtiğidir.

Aslına bakarsanız, birazdan okuyacağınız şiirde tüm bu yazmaya çalıştığım konular bir bir işlenmiş. Örneğin; savaşın doğa kanunu olmadığı, onu çıkaranın insan olduğu ve buna doyumsuz arzu ve istekleri ile yeltendiği ve fakat savaşlara da dur diyecek olanların yine biz insanlar olduğu gerçeğine vurgu yapılmış.

ÇAĞRI / Bertolt Brecht (Şiirin çevirisi: Attilâ Tokatlı)

Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun,

Bulutların rüzgarla sökün ettiği.

Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez;

Onu bulup getiren insanlardır.

Duman tüten topraktan bahar boyunca,

Dökülüp yükselir birden gökyüzü.

Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin:

Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir.

Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın

Bilin kuvvetinizi.

Bir tabiat kanunu değildir savaş,

Barışsa bir armağan gibi verilmez insana:

Savaşa karşı

Barış için

Katillerin önüne dikilmek gerek,

" Hayır yaşayacağız!" demek.

İndirin yumruğunuzu suratlarına !

Böylece mümkün olacak savaşı önlemek.

Onlar demir çeliği elinde tutan birkaç kişidir,

Yoktur karabasandan bir çıkarları,

Dünyaya bakıp "ne küçük" derler,

Bir şeylerle yetinmezler acunda,

Para hesap eder gibi hesaplıyorlar bizi,

Savaş da bu hesabın ucunda.

Ürkmeyin tutmuşlar diye suyun başını:

Korkunç oyunları, davranın, bitsin.

Söz konusu olan çocuğundur, ana:

Koru onu, dikil karşılarına,

Biz milyonlarca kişi

Savaşı yener miyiz?

Bunu sen bileceksin.

Bunu biz bilecek, biz seçeceğiz.

Bir de düşün "Yok!" dediğini:

Düşün ki savaş geçmişin malı

ve barış taşıyor gelecekten.

Hatırlarsanız, bizim yazılı/görsel medyamızda yılların yılı; gazeteciler, akademisyenler, siyasiler, askerler, dış politika uzmanları hemen her kesimden insanımız tarafından dillendirilen konu, İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye geleceği idi. Aslına bakarsanız benimde bu “Zor Yıllar” yazılarını yazmama sebep, içimizde bölünme/parçalanma yaşanmaması, aksi durumda bu emperyal güçlerin karşısında zayıf duruma düşeceğimiz ve örneklerinde olduğu gibi içten fethedileceğimiz durumuna vurgu yapmaktır. Şöyleki; şu an İran’da yaşananların bir benzeri daha önce Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve hatta ülkemizde “fetöcü kalkışma provası” ile pek çok ülkede yaşandı. Bu emperyal saldırganların, yegâne amaçları; içeriden ajanları ile ülkeyi önce zayıflatarak diz çöktürmek/ülkeyi yok etmek, tüm kaynaklarını sömürerek, insanını da kendine köle yapmaktır.

Şiirin seslendirilmiş halini dinlemek isteyenler içinde linki buraya bırakıyorum,,

https://youtu.be/gk-1gIpAmzw?si=qYDSM7a4L6BsLG1o

Sonuç: Bu ülkenin insanı her türlü oyunu bozar. Yeter ki tek vücut olmayı istesin.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }