GÜNDEM

Partizanlık ve Değerler Erozyonu

Toplumların en büyük sınavı, ilkeler ile aidiyetler arasında kaldıkları o ince çizgide verdikleri karardır. Modern siyasal düzende "doğruya doğru, yanlışa yanlış" diyebilmek, sadece etik bir duruş değil, aynı zamanda bir milletin bekasını doğrudan etkileyen bir vicdan meselesidir. Ancak ne yazık ki günümüzde, siyasi aidiyetlerin birer kimlik inşasına dönüşmesi, hakikatin üzerini kalın bir perde gibi örtmektedir.

Siyasi partiler, doğası gereği devlet yönetimine talip olan, belirli program ve ideolojilere sahip araçlardır. Ancak bu araçlar, rasyonel birer organizasyon olmaktan çıkıp birer inanç sistemine dönüştürüldüğünde tehlike çanları çalmaya başlar. Liderlerin hatasız kabul edilmesi, parti menfaatlerinin her türlü toplumsal faydanın üzerinde tutulması, bireyin muhakeme yeteneğini elinden alır. Bu durum, "parti menfaatini ibadet sanmak" gibi tehlikeli bir ruh haline yol açar ki burada artık siyaset değil, dogmatik bir bağlılık söz konusudur.

​Bir toplumun birleştirici gücü olan vatan, bayrak ve inanç gibi mukaddes değerler, siyasi rekabetin malzemesi haline getirildiğinde asıl anlamlarını yitirirler. Sadece sözde kalan, miting alanlarında sloganlaşan ama eylemde karşılık bulmayan bir "kutsallık", toplumsal çürümeyi hızlandırır. Ülkeye yapılan bir kötülük, eğer "bizim tarafın" eliyle yapılıyorsa sessiz kalmak; vatan sevgisinin yerini partizanlık hırsının aldığının en somut göstergesidir. Gerçek vatanseverlik, yanlışı kimin yaptığına bakmaksızın ona karşı durmayı gerektirir.

Bir lidere veya yapıya duyulan bağlılığın, evrensel doğrulardan ve adaletten daha baskın gelmesi, toplumsal adaleti zedeler. Devletin bekası, şahısların veya partilerin ikbalinden her zaman üstündür. Eğer bir toplumda "partimize dokunulmasın da ne olursa olsun" anlayışı hakimse, orada liyakat ölür, adalet sarsılır ve en nihayetinde devletin temelleri zayıflar.

​Bugün gelinen noktada yapılması gereken en hayati hamle; değerlerimizi siyasi çıkarların pençesinden kurtarmaktır. İnanç, vatan ve bayrak gibi kavramları sadece dilde birer kalkan olarak kullanmak yerine, bu değerlerin gerektirdiği dürüstlük ve adaletle kuşanmak zorundayız.

Unutulmamalıdır ki; partiler ve liderler geçicidir, ancak adalet üzerine inşa edilmemiş hiçbir yapı kalıcı olamaz. Gerçek bir uyanış, kişinin kendi mahallesindeki yanlışa ses çıkarabildiği gün başlayacaktır. "Doğruya doğru, yanlışa yanlış" demekten korkmayan bir toplum, kendi geleceğini de en sağlam temeller üzerine inşa etmiş olacaktır.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }