Balıkçı, "Sadece birkaç saat" der.
İş insanı şaşırır: "Neden daha uzun süre kalıp daha fazla yakalamıyorsun?"
Balıkçı sakin bir tebessümle cevap verir: "Bu kadarı ailemin geçimi için yeterli."
İş insanı merakla günün geri kalanında ne yaptığını sorduğunda balıkçı; geç uyandığını, çocuklarıyla oynadığını, eşiyle şekerleme yapıp her akşam kasabaya inerek arkadaşlarıyla gitar çalıp muhabbet ettiğini, dolu ve meşgul bir hayatı olduğunu anlatır.
Harvard mezunu iş insanı göğsünü kabartarak akıl vermeye başlar: "Balık tutmaya daha çok zaman ayırmalısın. Kazandığın parayla daha büyük bir tekne alır, bir filo kurarsın. Kendi konserve fabrikanı açar, New York’a taşınır ve dev bir şirketi yönetirsin. 15-20 yıl içinde şirketi halka arz edip çok zengin olursun, milyonlarca doların olur!"
Balıkçı merakla sorar: "Peki sonra ne yapacağım bayım?"
İş insanı büyük bir keyifle anlatır: "Sonra emekli olursun! Küçük bir kıyı kasabasına yerleşirsin. Geç uyanır, biraz balık tutar, çocuklarınla oynar, eşiyle şekerleme yapar ve her akşam arkadaşlarınla gitar çalarsın!"
Balıkçı, modern dünyanın hırslarıyla sarhoş olmuş bu adama bakar ve o meşhur cevabı verir:
"Peki bayım, ben zaten şu an tam olarak bunu yapmıyor muyum?"
Modern dünya bizi sürekli daha fazlasını istemeye, durmaksızın koşmaya ve başkalarıyla yarışırken kendimizi yetersiz hissetmeye zorluyor. Zihnimize görünmeyen zincirler vuruyor: "Ya mükemmel yaparım ya hiç yapmam", "Herkes benden ileride, geç kalıyorum."
Tam bu noktada doğanın o bilge felsefesi, "Kaplumbağa Teorisi" devreye giriyor. Kaplumbağalar acele etmez. Önlerinde kimin olduğu, kimin hangi hızla koştuğu umurlarında değildir. Onlar sadece yürümeye devam ederler. Bir adım, sonra bir adım daha... Bilirler ki ilerlemeyi belirleyen şey hız değil, sabırdır. Yavaş ilerlemek de bir ilerlemedir ve huzur, baskıdan her zaman daha uzun ömürlüdür. İnsan kaplumbağanın bu sırrını fark ettiğinde, hayatı bir yarış alanı değil, bir yolculuk olarak görmeye başlar.
Aslında bu anlattıklarım sadece teoride kalan, dışarıdan izlediğim bir felsefe değil. Çalışma yıllarımda ben de hep daha fazlası için çabalayıp, o bitmek bilmeyen koşturmacanın içinde dönüp durdum. Ne zaman ki aktif görev hayatımı tamamlayıp emekli oldum, işte o zaman bu yazdıklarımın ne kadar büyük bir hakikat olduğunu bir kez daha anladım.
Daha önceki yazılarımda da hep satır aralarına iliştirmiştim: Hayat belki de yavaşlayınca güzel. Sürekli bir yerlere koştururken, aslında yanımızdan akıp giden en değerli şeyleri kaçırıyoruz. Emeklilikle birlikte gelen o geniş zamanda, her şeyi sindire sindire, hakkını vererek yapma fırsatı doğuyor insanın hayatında. Durup dinlenebildiğinizde, hayatın akışını ve o ince nüansları çok daha net görebiliyorsunuz. Umarım uzun yıllar boyunca benim gibi gece gündüz çalışıp didinen, ömrünü bu koşturmacaya verip sonunda emeklilik limanına varan dostlar, şu an ne demek istediğimi çok daha net anlıyorlardır.
Bu farkındalık, bizi kadim bir hakikatin kapısına çıkarıyor aslında: Hiçlik Makamı.
Daha önce de bu köşede kaleme aldığım gibi; hiçlik makamı, dünyadan el etek çekmek değil, dünyanın bitmek bilmeyen hırslarından, egolarından ve "daha fazlasına sahip olursam mutlu olurum" yanılgısından arınmaktır. Dünyalık rütbeleri, unvanları ve biriktirme çılgınlığını bir kenara bırakıp nefsi "hiç" kıldığımızda, ruhsal olarak en büyük zenginliğe kavuşuruz.
İş insanının ömrünü feda ederek, en üretken yirmi yılını gözden çıkararak varmaya çalıştığı o son liman; balıkçının dünyalık hırslardan vazgeçerek en başta kurduğu, kaplumbağanın adımlarıyla hissettiği ve bizlerin ancak yavaşlayınca fark edebildiği o huzurlu "hiçlik" dünyasıdır.
İnsan, her şeye sahip olmak için körü körüne koşmayı bıraktığı ve kendi içindeki o dinginliği keşfettiği an, aslında aradığı her şeye kavuşmuş demektir.
Çünkü gerçek zenginlik, varmak istediğimiz o uzak sonda değil; şu an elimizde olan sade, telaşsız ve huzurlu yaşantının tam içinde gizlidir.
Koşmayı bırakanlara, hayatı sindire sindire yaşayanlara ve kalbini hırslardan arındırıp hiçlik makamında huzuru bulanlara selam olsun.
Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle
Sevgi ve Saygılarımla