Zulüm karşısında susmak değil, harekete geçmek; çaresizliğe teslim olmak değil, çare üretmek; bireysel kurtuluşu değil, toplumsal dirilişi hedeflemek gerekir.
Ne var ki, hicri takvimin başlangıcı olan bu mübarek ay, aynı zamanda İslam ümmetinin en derin yarasını da taşır. 10 Muharrem Aşure günü, Peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin'in ve Ehl-i Beyt'in Kerbelâ çölünde şehit edildiği gün. Bu elim hadise, sadece tarihin karanlık bir sayfası değil, aynı zamanda ümmetin de vicdanında kanayan bir yaradır.
Kerbelâ'yı anlamak, Hz. Hüseyin'i anlamaktır.
''O, cennet gençlerinin efendisi" dir. O, haksızlığa boyun eğmeyen, zulüm karşısında dik duran, hakikat uğruna her şeyini feda eden bir şahsiyettir. Onun şehadeti, dünya saltanatına karşı ahiret saltanatını tercih etmenin nefsin arzularına değil, Hakk'ın rızasına teslim olmanın en yüce örneğidir.
Kerbelâ, Müslümanları birbirinden uzaklaştıran değil, aksine birleştiren bir hadise olmalıdır.
Ne yazık ki tarih boyunca bu acı olay, çoğu zaman ayrışma ve nefret unsuru olarak kullanılmıştır. Oysa Hz. Hüseyin'in davası, birlik ve beraberlik davasıdır. Onun yolunda yürümek, Müslümanların kalplerini birleştirmek etnik, mezhebi, meşrebi farklılıkları aşarak ortak paydada buluşmaktır.
Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda, yeni Kerbelâ’ların her gün farklı coğrafyalarda yeniden yaşandığını görüyoruz.
Halep'ten Yemen'e, Gazze'den Arakan'a, Müslüman kanı akıyor. Bu coğrafyalardaki çatışmaların, savaşların, gözyaşlarının temelinde maalesef, etnik ve mezhepsel kavgalar, Müslümanların birbirine düşman edilmesi ve sömürgeci zihniyetin işine gelen ayrıştırmalar yatıyor.
Bediüzzaman Said Nursi'nin de ifadesine göre, Kerbelâ "manevi bir saltanat" tır.
Hz. Hüseyin'in şehadeti, dünyevi iktidarların geçiciliğine karşı, hak ve hakikatin ebedi zaferidir. Bu, bizlere şu mesajı verir: Müslümanlar olarak geçici dünya menfaatleri için birbirimizle kavga etmek yerine, ebedi olan hakikat etrafında birleşmeliyiz.
Aşure günü aynı zamanda Hz. Nuh'un gemisinin tufandan kurtuluşu, Hz. Musa'nın Firavun'a karşı zaferi gibi pek çok müjdeli hadiselere de ev sahipliği yapar. Bu, her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı olduğu hakikatinin tecellisidir. Kerbelâ'nın hüznü, Aşure'nin bereketiyle buluştuğunda ortaya çıkan tablo, imtihanların ardından gelen rahmet ve nusrettir.
Asırlar önce yaşanan bu acı hadisenin üzerinden asırlar geçmiş olsa da, mesajı hâlâ tazedir.
Zalime karşı mazlumun yanında durmak, haksızlık karşısında susmamak, hakikat uğruna bedel ödemeye hazır olmak. Ve Hz. Hüseyin'in asaletini ve ahlakını kuşanmaktır. Onun duruşu, gençlerimize ve nesillerimize hakkıyla tanıtılmalıdır. Çünkü o, tüm nesiller için onurlu bir hayatın ve şerefli bir duruşun muhteşem örneğidir. Kerbelâ'nın bize öğrettiği birlik, beraberlik, vahdet ve kardeşlik mesajını hayatımıza aktarmalıyız. Eğer bu mesajı içselleştiremezsek, İslam coğrafyasında hüznün ve matemin acılı hikâyeleri, yaşanmaya devam edecektir.
Bu Aşura gününde hep birlikte niyaz edelim ki; Rabbim, kalplerimizi iman, muhabbet ve vahdet nuruyla birleştirsin. Kerbelâ'nın hüznünü kalbimizde bir ibret vesilesi kılarken, Aşura'nın bereketini ve şükrünü üzerimizden eksik etmesin. Ve bizi, Hz. Hüseyin'in yolunda yürüyen, hak ve hakikatten ayrılmayan kullarından eylesin, İnşaAllah.