Buna karşılık emperyalist güçler ve çıkar odaklı sömürge düzenleri, bir damla petrol, bir maden yatağı uğruna şehirleri harabeye çevirmekte; insan kanını akıtmayı meşru göstermektedir. Kendi ellerinde atom bombası dâhil her türlü yıkıcı silah bulunduğu hâlde, dünyaya “bekçilik” yaptıklarını, savaşları bitirip barış getireceklerini iddia etmektedirler.
Oysa onların bu tavrını Kur’an açıkça haber verir:
“Onlara: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiği zaman, ‘Biz ancak ıslah edicileriz’ derler. Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat farkında değillerdir.” (Bakara 11–12)
Islah söylemiyle ifsat edenlerin tarihi dün de vardı, bugün de var. Dün cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kız çocukları vardı. Kur’an o dehşet sahnesini şöyle tasvir eder:
“Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğu zaman…” (Tekvir 8–9)
Bugün de farklı gerekçelerle masum çocuklar öldürülüyor. “Nükleer silah” bahanesiyle bombalanan okullarda hayatını kaybeden yüzlerce çocuğun hangi suçu vardı? O masum yavrular atom bombası mı üretiyordu?
Oysa benim Peygamberim, Akabe’de biat alırken şu esasları şart koşmuştu: Allah’a ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek ve hayra karşı gelmemek (Bkz. Mümtehine 12).
Yine Kur’an şöyle buyurur:
“Çocuklarınızı yoksulluk korkusuyla öldürmeyin…” (İsrâ 31)
Bu ilke, hiçbir gerekçeyle masum bir cana kıyılamayacağını gösterir. Savaş dâhil hiçbir durum, çocukların öldürülmesini meşru kılamaz.
Müfessir Fahreddin er-Râzî bu ayetin tefsirinde şöyle der:
“Çocuklara karşı sevgisizlik, ruhun karardığını ve kalbin katılaştığını gösterir. Bu cürüm, kötü ahlâkın en belirgin örneklerindendir.”
Peygamberimiz de kız çocuklarını büyütüp güzelce terbiye eden kimseler için şöyle müjde vermiştir:
“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına gelinceye kadar büyütüp terbiye ederse, kıyamet günü o kimseyle ben şöyle yan yana olacağız.” (Müslim, Birr 149)
Bir tarafta kız çocuklarını cennet vesilesi sayan bir anlayış; diğer tarafta kadını meta ve şehvet nesnesi gören bir zihniyet… İnsanlığın nerede durduğunu gösteren açık bir tablo değil midir?
Son yıllarda kamuoyuna yansıyan Jeffrey Epstein dosyası, küresel ölçekteki ahlaki çürümeye dair pek çok iddiayı gündeme taşımıştır. Çocuk istismarı ve insan onurunu hiçe sayan karanlık ilişkiler konuşulmuş; ancak beklenen ölçüde bir toplumsal yüzleşme yaşanıp yaşanmadığı tartışma konusu olmuştur. Güç ve servet sahibi çevreler söz konusu olduğunda, sessizliklerin nasıl derinleştiği sorusu insanı düşündürmektedir.
Bugün dünya, “ıslah” söylemiyle yapılan ifsadın acı sonuçlarına şahitlik ediyor. Zulmü kabullenmek, insanlığın ölümü demektir. Masumların feryadı yalnızca zalimlere değil; susanlara, görmezden gelenlere, “bana dokunmayan yılan” anlayışıyla hareket edenlere de yönelir.
Dualarımız; bizi gerçekten salihlerden, gerçek ıslahçılardan eylemesi içindir. Oruçlarımız, ibadetlerimiz ve mücadelemiz; kötülüğe kalkan, zulme karşı duruş olsun.
Rabbim bizleri hakkın, adaletin ve merhametin tarafında sabit kılsın.