Amerika Birleşik Devletleri(ABD) Japon uçaklarının yerle bir ettiği Pearl Harbor baskınında ölenlerin birinci yıl dönümünü anmaya hazırlanmaktadır. Bir taraftan da yayın organları aracılığıyla, savaşın sürdüğü coğrafyada ki mağdur ülkelerin halklarına yönelik moral ve motivasyon sağlayıcı programlar yapılmaktadır.
O yıllarda ABD'de “Amerikanın Sesi Radyosu” dünyaya farklı dillerde yayın yapıyordu. Bu radyonun yayınları ülkemizde de Türkçe olarak dinlenmekteydi. O yayında Hollywood’un yıldızı, yarattığı "Şarlo" tiplemesiyle dünyaca tanınan İngiliz asıllı sinema oyuncusu Charlie Chaplin (Şarlo) konuk ediliyordu.
Ülkemizde de dinlenebilen ve dünyanın her bir köşesine yayın yapmakta olan "Amerika'nın Sesi Radyosu", ünlü oyuncu Charlie Chaplin'in konuk olacağı gün ve saati haftalar öncesinden duyurmuştu.
Aslında Charlie Chaplin'in, II. Dünya Savaşı sırasında, savaşın tam kıyısında ve dışında kalmayı başarmış bir ülke olan Türkiye’de büyük sıkıntılar içinde yaşamını sürdüren Türk halkına moral vermek amacıyla radyo yayınına katılacağı söylenmişse de, asıl amaç başkaydı; İkinci Dünya Savaşı devam ederken, Türkiye'nin Mihver Devletleri'ne karşı Müttefiklerin (ABD'nin) yanında savaşa katılabilmesini sağlayabilmek için, Amerika'nın Sesi radyosunda propaganda amaçlı böylesi bir yayının yapılması öngörülmüştü...
6 Aralık 1942 günü, yayın vakti geldiğinde, Türkiye'nin her bir yerinde, "Amerikanın Sesi" radyo yayını dikkatle dinlenmeye başlamıştır.
Yayında görev alan kadın spiker açılış konuşmasının ardından programın ilerlediği dakikalarda Charlie Chaplin'e şu soruyu yöneltir;
“Sizi Türkiye'de de dinleyen hayranlarınıza bir mesajınız var mı?” Diye sorar.
Var...” der, Charlie Chaplin.
Herkes kulak vermiştir radyoya;
Charlie Chaplin, radyoda ki konuşmasını şöyle sürdürür;
"Hayatımda işittiğim en hoş hikaye, Nasreddin Hoca'nın 'eşek' hikayesidir.
Bu yüzden onlara bir Nasreddin Hoca hikayesi anlatmak istiyorum.” der.
Nasreddin Hoca'nın adını duyan dinleyiciler daha da bir sokulurlar radyolarının başına.
Sonrasında Şarlo, başlar fıkrayı anlatmaya, tabi anlattığı bu fıkra anında Türkçe’ye çevrilir;
“ Nasreddin Hoca'nın bir gün kapısı çalınır.
Hoca aşağı iner kapıyı açar.
Gelen komşusudur, Hoca'ya sorar:
‘Hoca, eşeğini ödünç alabilir miyim?’
Hocanın eşeği vermeye niyeti yok;
‘eşeğim burada değil’ diye cevap verir.
Peki der, komşusu.
Tam arkasını dönüp gidecekken ahırda duran eşek anırmaya başlar.
Bunu duyan komşu döner;
"Hoca hoca, utanmıyor musun şu koca sakalınla yalan söylemeye?" diye söylenir.
Nasrettin Hoca'da komşusuna dönüp şu nükteli cevabı verir;
‘Be adam, bana mı inanacaksın yoksa eşeğe mi? ’ ”...
Charlie Chaplin, Nasreddin Hoca'nın mizahi anlayışında ki evrensel dramı, ironik yergiyi ve düşündürücü yapıyı her zaman takdir eden bir sanatçıydı. Dünya tarihinde iz bırakan mizahın evrensel değerlerini çok yakından takip ediyordu. Araştırmacı yanıyla Hoca'ya ait bütün fıkraları okuyup özümseyerek ona dair tüm bu mizahi değerleri içselleştirmişti. Onu da büyük kılan, dünyaca tanınmasına yol açan böylesi araştırmacı bir özelliğe sahip olmasıydı...
Chaplin, radyo yayınında ki konuşmasını sürdürerek, anlattığı bu Nasreddin Hoca fıkrasıyla ilintili olarak dünyayı kan gölüne çeviren faşist liderler; başta Hitler olmak üzere, Mussolini'yi de kasdederek, şöyle bir yorumda bulunur;
“İnsanlar artık bir karara varsın. Eşeklerin anırmalarını mı dinleyecekler, yoksa insanların sözünü mü? ” diyerek bir mesaj gönderir.
Bazı kaynaklara göre de, Chaplin yayında fıkrayı anlattıktan sonra öyle bir yorumda bulunur ki, Türkiye'de yer yerinden oynar:
" -Evet sevgili dinleyicilerim.
-Bugün bütün dünyayı aynı soru meşgul etmektedir:
-İnsanlara mı inanacağız, yoksa eşeklere mi?"...
Dünya, savaş rüzgarlarıyla kasıp kavrulurken, her yer kan gölüne dönmüşken, Hollywood yıldızı; herkesin "Şarlo" tiplemesiyle çok sevdiği ve yakından tanıdığı ünlü sinema oyuncusu Charlie Chaplin, Anadolu'nun Türk halk filozofu, Nasreddin Hoca'nın en bilinen bir fıkrası aracılığıyla Hitler’e bir göndermede bulunarak dünyaya mesaj vermeye çalışıyordu.
Aslında Charlie Chaplin'in konuğu olduğu, "Amerika'nın Sesi Radyosu" nda Türkiye'ye seslenirken yaptığı, salt bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmaktan ibaret değildi. Fıkranın içeriğinden yola çıkarak Türkiye'yi İkinci Dünya Savaşı'na çekmek isteyen ABD propagandasında; Hoca'nın ünlü; "Bana mı inanıyorsun, yoksa eşeğe mi?" fıkrasıyla mizahi bir dille, adeta Türkiye'ye de bir mesaj gönderiliyordu...
Dönemi irdeleyen kaynaklara göre; Amerika Birleşik Devletleri, İkinci Dünya Savaşı sırasında halkı savaşa teşvik etmek, moral sağlamak ve Müttefiklerin haklılığını vurgulamak amacıyla radyoyu güçlü bir propaganda aracı olarak kullandı. Amerika'nın Sesi (VOA) ağını kurarak kısa dalga yayınlarıyla uluslararası propaganda çalışmalarını da başlatmıştı. Savaş Bilgi Ofisi (OWI) aracılığıyla koordine edilen yayınlarda; özgürlük ve demokrasi temaları işlendi, savaş tahvilleri satıldı ve siviller sivil savunmaya çağrıldı, benzer çalışmalarda bulunuldu...
Radyo yayınını takip eden ertesi günü, o yılların önemli gazetelerinden Vatan gazetesi Charlie Chaplin’in fotoğrafını da basarak radyoda ki konuşma metnini tam sayfa şöyle yayınlamıştır:
"Şarlo dünyaya soruyor; İnsanlara mı inanacağız yoksa eşeklere mi?" manşetiyle gazetenin baş sayfasında yayımlanan haberin yanında, Chaplin’in “Şarlo” tiplemesiyle Hitlerle dalga geçtiği filminden bir kare fotoğrafına da yer verilmişti.
Dönemin hükümeti, bu yayını "kışkırtıcı" ve Almanya'yı provoke edici bularak Vatan gazetesini 8 Aralık 1942 tarihinden itibaren 60 gün süreyle kapatma kararı alır ve basılan gazeteleri de toplatır. Aynı günlerde Amerika'dan ülkesine dönmüş olan Vatan gazetesinin sahibi ve baş yazarı Ahmet Emin Yalman ise bu haberden dolayı tutuklanmaz. Ancak gazetenin kapalı olduğu dönemde yurt dışı gezisindeki izlenimlerini yazarak yazdıklarını gazete gibi bir süre satmayı sürdürür...
Türkiye’nin Milli Şef İsmet İnönü yönetiminde savaşın dışında kalma mücadelesi verdiği ve bunu da başardığı o yıllarda İstanbul'da ve Ankara'da Alman casusları cirit atıyordu. İstanbul'daki Naziler ve Nazi yanlıları Vatan gazetesinin kapatılması için hükümete baskı yaparlar. Ne de olsa peşinden sürüklendikleri führerleri Hitler "eşek" yerine konmuş, itibarı zedelenmiştir. Onlar için kabul edilebilir bir durum değildir. Nitekim, bunda başarılı da olurlar. Türkiye’nin o dönemde savaşa girmeme pahasına izlediği strateji ister istemez bu tür tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır. Zira savaşın gidişatının ülkeye ne getirip ne götüreceğine dair kimse bir şey bilmemektedir...
Charlie Chaplin, bize hayatında bir kere seslendi, onda da radyoda Nasreddin Hoca fıkrası anlatarak.
Chaplin, mizah geleneğimizin Nasreddin Hoca’sını yakından tanıyordu. Hoca'nın fıkralarını okuyup gülüyor, bir taraftan da özünde yatan gerçeklikleri ve felsefesini sanatçı benliği ile özümseyerek düşünüyordu... Fırsat bu fırsattı.
Bir bakıma Nasreddin Hoca’nın mizah dolu, bir o kadar da düşündüren fıkralarından birini seçerek Hitler’e bir göndermede bulunmuş, sanatçı kişiliğiyle dünyaya karşı vermesi gereken mesajı fazlasıyla vererek ABD propagandasına da katkıda bulunmuştur...
Yazılı kaynaklarda; 2. Dünya Savaşı sırasında ABD 'de bu maksatla Hollywood yıldızları tarafından pek çok propaganda faaliyetine destek verildiğinden bahsedilmektedir; Hollywood Zafer Komitesi (Hollywood Victory Committee) etkinlikleri kapsamında; Bob Hope, Bing Crosby, Cary Grant ve Groucho Marx gibi dev isimler, ülke çapındaki demiryolu turlarıyla halkı savaşa maddi destek vermeye ikna amacıyla mitingler düzenlemişti. Marilyn Monroe, Marlene Dietrich, Humphrey Bogart ve Frank Sinatra gibi oyuncular ve müzisyenlerde, USO (United Service Organizations) bünyesinde dünyanın dört bir yanındaki Amerikan askeri üslerini ziyaret ederek cephedeki askerlere moral aşılamaya çalışmışlardı...
Charlie Chaplin’ in farklı zamanlarda farklı yerlerde söylediği gibi; mizah ciddi bir işti. Katıldığı radyo programı aracılığıyla mesajını verebilmek için Nasreddin Hoca fıkrasını, içerdiği anlam yüklü söylemi nedeniyle, özellikle seçmiş ve bunu da tüm dünyaya duyurarak kendisine düşen vazifeyi yerine getirmişti...
Dünyanın neresinde olursa olsun, kim nerede yaşarsa yaşasın, mizahın dili tek ve ana karakteri ise eleştirel olmasıdır. Nasreddin Hoca fıkralarının tamamına yakınında da bu eleştirel yapıyı görebilmek mümkündü...
Charlie Chaplin’in Albert Einstein’e söylediği şu sözler bu bakımdan çok anlamlıdır;
“Beni anladıkları için, seni anlamadıkları için alkışlıyorlar.”
Zira mizahın dili evrenseldi ve eleştireldi.
Mizahın dili, dünyanın neresine giderseniz gidin, herkesin anlayabileceği yalın bir dildi...
Mizahın dili, Nasreddin Hoca fıkralarında; güldürürken düşündüren, hayatın çelişkilerini, insanın doğasını ve toplumsal gerçekleri ince ve kıvrak bir üslupla dile getiren evrensel bir dile dönüşüyordu...