GÜNDEM

Bülent Arınç’ın Hazımsızlığı mı, Unutulma Telaşı mı?

Bülent Arınç’ın son günlerde yaptığı açıklamaları dinleyince, yıllar önce yaşadığım bir hadise yeniden zihnimde canlandı.

Arınç, AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü için hazırlanan videolarda yalnızca Recep Tayyip Erdoğan’ın öne çıkarılmasını eleştirerek, “Tarihi tersine çeviremezsiniz kardeşim. Orada ben de varım. Orada Abdullah Gül de var. Orada Ali Babacan da var.” diyor.

Elbette AK Parti’nin kuruluş sürecinde Arınç’ın da, Gül’ün de, Babacan’ın da ve daha birçok ismin emeği vardır. Bunu inkâr etmek doğru değildir. Ancak tarihi hatırlamak başka, tarihin merkezini yeniden tarif etmek başkadır.

Refah Partisi’nin ardından Fazilet Partisi’nin de kapatıldığı dönemde ilçe başkanıydım. Konya’da yapılan bir toplantıda dönemin il başkanı Tahir Akyürek bizlere, “İktidar partisi mi kuracağız, yoksa sadece parti mi?” diye sormuştu.

Cevabımız netti: “Siyaset iktidar olmak için yapılır.”

Ardından “Genel başkan olarak kimi görmek istersiniz?” sorusu geldi. Recep Tayyip Erdoğan o günlerde siyasi yasaklıydı. Bizim cevabımız Bülent Arınç olmuştu. O dönem Arınç’ı Milli Görüş’ün güçlü hatiplerinden biri olarak görüyor, ona “Küçük Erbakan” diyorduk.

Ancak süreç Ankara’ya taşındığında Erbakan Hoca’nın bu isme sıcak bakmadığı ortaya çıktı. Sonrasında Milli Görüş içinde ayrışma yaşandı ve AK Parti ile Saadet Partisi farklı yollara girdi. AK Parti’nin kurucu genel başkanı ise Recep Tayyip Erdoğan oldu.

AK Parti’nin kuruluş sürecinde, Akşehir adına Konya merkez çalışmalarında aktif olarak yer almama rağmen, ilçe teşkilatının kurulmasından sonra gayri resmi olarak mücadeleye devam ediyordum. O yıllarda TBMM Başkanı olan Bülent Arınç’ın Akşehir’e geleceğini duyduğumda büyük bir heyecan duydum.

Yıllarca mücadele ettiğimiz hareket iktidara gelmiş, yasaklar geride kalmıştı. Program sonrası yanına gidip kendimi tanıttım, yaşadığımız sürecin Akşehir kısmını anlattım. Ancak beklediğim sıcaklığı göremedim. Soğuk ve mesafeli bir tavırla karşılaştım.

Belki o anın şartları farklıydı ama bazı anlar vardır ki; insanın hafızasında silinmez bir iz bırakır. O gün benim için de öyle oldu.

Zamanla şunu daha iyi anladım: Siyaset sadece iyi konuşmakla değil, bedel ödemekle ve zor zamanlarda yürümekle anlam kazanır.

Erbakan yıllarca iktidar mücadelesi verdi. Erdoğan ise siyasi yasaklardan, hapis sürecinden ve uzun bir mücadeleden geçerek liderliğe ulaştı.

AK Parti’nin kuruluşunda elbette birçok isim vardı. Ancak bir siyasi hareketin kadrosu ile liderini aynı kefeye koymak da tarihi eksik anlatmaktır. Liderlik başka bir şeydir.

Beni asıl düşündüren ise teşkilat emekçilerinin çoğu zaman hatırlanmamasıdır. İlçe binalarında sabahlayanlar, seçim günü sandık başında bekleyenler, kendi imkânlarıyla köy köy dolaşanlar… Siyasetin gerçek yükünü onlar taşımıştır.

Siyasette Asıl Olan Makam Değil Mücadeledir.

Bülent Arınç’ın “Orada ben de varım” sözünü anlamak mümkündür. Herkes emeğinin hatırlanmasını ister. Ancak tarihteki yerini hatırlatmak başka, tarihin merkezini kendine çekmek başkadır.

AK Parti’nin geçmişinde Erdoğan da vardır, Gül de vardır, Arınç da vardır, Babacan da vardır, binlerce teşkilat mensubu da vardır. Ama herkesin rolü aynı değildir.

Benim kırgınlığım da buradan geliyor. Yıllar önceki o karşılaşma ve bugünkü açıklamalar aynı duyguyu yeniden hatırlattı.

Belki bu bir hazımsızlık değil, sadece unutulma endişesidir. Ama siyasette insanın yerini ne kendisi ne de başkaları belirler; bunu zaman belirler.

Tarih kimsenin özel mülkü değildir. Ne Erdoğan’ın, ne Arınç’ın, ne Gül’ün, ne Babacan’ın… Ne de bizim.

Tarih milletindir. Ve zaman, herkesi hak ettiği yere koyar. Makamlar geçer, unvanlar değişir; geriye sadece bırakılan iz kalır.

Benim hafızamda ise 2001’in heyecanı hâlâ canlıdır. O günlerde makam yoktu ama inanç vardı, mücadele vardı.

Ve bugün geriye dönüp baktığımda şuna inanıyorum: Siyasette asıl büyüklük, makamda değil, o makamı taşıma biçimindedir.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }