Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’de ve yurdun dört bir yanında, vatanı, milleti ve bayrağı uğruna canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.
Bana göre; Şehitlerimizi anmanın en doğru yolu, onları anlamaktan geçer.
Onların hangi şartlarda, nasıl bir imkânsızlık içinde mücadele verdiğini bilmeden yapılan her anma eksik kalır. Bu destanı öğrenmek, öğretmek ve bizden sonraki nesillere aktarmak en büyük sorumluluğumuzdur.
Çanakkale sadece bir deniz savaşı değildir.
19 Şubat 1915’te başlayan deniz harekâtı, 18 Mart 1915’te itilaf donanmasının ağır kayıplar vermesiyle sonuçlandı. “Çanakkale geçilmez” gerçeğini denizde gören düşman, bu kez 25 Nisan 1915’te kara harekâtını başlattı. Aylar süren kanlı muharebeler sonunda, 9 Ocak 1916’da geri çekilmek zorunda kaldılar.
8,5 ay (yaklaşık 259 gün) süren bu mücadele, Çanakkale’nin geçilemeyeceğini tarihe altın harflerle yazdırarak, tarihin en çetin savaşlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Henüz daha 34 yaşında, Sofya'da Askerî Ataşe olarak, her türlü tehlikeden uzak iken Yüce Türk Milleti için Çanakkale Muharebesine gönüllü olarak katılan, 25 Nisan 1915'te kimseden emir almamasına rağmen inisiyatif kullanarak,
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.” diyerek, 57'nci Alay ile düşmanı Conkbayırı’nda durdurarak, Yüce Türk Milletinin alın yazısını değiştirme kudretini gösteren; Kurmay Yarbay Mustafa Kemal'i ve alay komutanı dahil tamamı şehit olan Çanakkale’nin sembollerinden biri hâline gelen 57'nci Alayın tüm askerlerini;
Elde kalan son 26 mayını Çanakkale Boğazı’na döşeme kararıyla savaşın seyrini değiştiren, Çanakkale Deniz Zaferi'nin mimarlarından biri olan Cevat Paşa'yı ve isabetli atışları ile düşman donanmasına ağır kayırlar verdiren kahraman Türk topçusunu,
Kalp krizi geçirmesine rağmen görevini terk etmeyen ve Karanlık Limana 26 mayın döşeyen ve İngilizlerin ve Fransızların gemilerini batıran ve ağır kayıplar verdiren Nusrat Mayın Gemisi Komutanı Yzb. İsmail Hakkı Bey'i ve mürettebatını,
67 kişilik takımı ile Ertuğrul Koyuna çıkmaya çalışan 3000 kişilik İngiliz kuvvetlerine karşı kahramanca savunan Ezine'li Yahya Çavuş ve tamamı şehit olan takımını;
Vincin arızalanması üzerine 215/275 kg’lık tam 3 mermiyi sırtında taşıyarak topa dolduran ve İngilizlerin Ocean adlı gemisine isabet ettiren, Seyit Onbaşı'yı,
Memleketin dört bir yanından gelerek savaşa katılan, henüz çocuk yaşta sayılabilecek, şiirlere ve ”hey on beşli” gibi türkülere de konu olan kahraman evlatlarını, anmadan Çanakkale savaşından ve kazanılan büyük zaferden bahsetmek doğru olmaz.
Çanakkale; sadece bir askerî zafer değil, bir milletin yeniden dirilişidir.
Yokluk içinde var olmanın, imkânsızlık içinde direniş göstermenin adıdır.
Bugün bize düşen görev; bu ruhu anlamak, yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Günümüz dünyasında maalesef savaşların ve çatışmaların gölgesi hâlâ üzerimizde dolaşıyor. Hemen yanı başımızdaki Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler de bunu açıkça gösteriyor. Bölgede gerilim giderek artarken, bizlere tarihimizin en büyük derslerinden birini hatırlatıyor: Bu millet vatanına yönelen tehditlere karşı her zaman birlik içinde durmayı bilmiştir. Çanakkale’de olduğu gibi, gerektiğinde “geldikleri gibi giderler” dedirtecek bir iradeye ve cesarete sahip bir milletiz.
Bu vesileyle, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere; vatan uğruna can veren tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete intikal etmiş kahraman gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle anıyorum.
Ruhları şad olsun.
18–24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası vesilesiyle; dünün kahramanlarını, bugün aramızda olan büyüklerimizi de unutmayalım. Çınarlarımızın duası ve tecrübesi, bu milletin en kıymetli hazinesidir. Hayat tecrübeleriyle bize yol gösteren tüm büyüklerimizin ellerinden saygıyla öpüyorum.
Başta Akşehirli hemşerilerim olmak üzere, aziz milletimizin ve tüm İslam âleminin Ramazan Bayramı’nı şimdiden kutluyor, bayramın sağlık, huzur ve bereket getirmesini diliyorum.