Hayatımızda sürüncemede kalan ne çok şey olduğunu düşününce, kelimenin kendisi bile biraz yorucu geliyor. Başlamaya karar verip bir türlü başlayamadığımız işler, vermemiz gereken ama sürekli ertelediğimiz kararlar, bir türlü tamamlanmayan meseleler, “sonra hallederim” deyip bıraktığımız şeyler…
Bazıları birkaç gün sonra unutuluyor. Bazıları ise hayatımızın bir köşesinde sessizce beklemeye devam ediyor.
Bir şeyi değiştirmeye karar veriyoruz ama başlamıyoruz. Bir yere gitmek istiyoruz ama hep başka bir zamana bırakıyoruz. Bir kararın başına oturuyoruz, sonra başka bir iş çıkıyor. Günler geçiyor, hayat devam ediyor ama o mesele olduğu yerde duruyor.
Galiba insanı asıl yoran da bazen yaşadığı şey değil, onun ne zaman biteceğini bilememek.
Çünkü beklemek sandığımız kadar sessiz bir şey değil.
Günlük hayatımıza devam ediyoruz. İşimize gidiyoruz, alışverişimizi yapıyoruz, arkadaşlarımızla görüşüyoruz, gülüyoruz, planlar yapıyoruz. Ama zihnimizin bir köşesinde hep açık duran bir dosya oluyor. Sanki arka planda çalışan ve biz fark etmeden enerjimizi tüketen bir şey gibi.
Bazen bu bir karar oluyor, bazen bir iş, bazen bir taşınma, bazen yıllardır değiştirmek istediğimiz bir alışkanlık. Bazen de hayatımızdaki bir insanla konuşmamız gereken bir mesele.
İşte ilişkilerdeki sürüncemeler biraz daha ağır geliyor galiba. Çünkü ortada sadece yapılmayı bekleyen bir iş olmuyor; iki insanın hayatı, duyguları, geçmişi ve beklentileri birbirine karışıyor. Söylenmesi gereken bir söz söylenmiyor, verilmesi gereken bir karar verilmiyor, bir kırgınlık ne tamamen geçiyor ne de tamamen bitiyor.
Ama insan neden bazı şeyleri sürüncemede bırakıyor?
Her zaman kendi çıkarını düşündüğü için mi?
Sanmıyorum.
Bazen bir şeyi bitirmek, o şeyin kendisinden daha büyük bir kaybı beraberinde getirecekmiş gibi geliyor. Bir alışkanlığı bırakmak, bir düzeni değiştirmek, bir ilişkiye başka bir isim koymak ya da yıllardır taşıdığımız bir kararın arkasından gitmek kolay değil.
Bazen insan bir şeyi değil, onunla birlikte kaybedeceği şeyi tutuyor.
Belki de bu yüzden bazı şeyleri bitirmek yerine bekletiyoruz.
“Biraz daha zaman geçsin.”
“Belki şartlar değişir.”
“Belki sonra daha kolay olur.”
Ve o “sonra”lar birikiyor.
Sonra bir bakıyoruz, hayatımızda yıllardır aynı yerde duran şeyler var.
Her şeyi hemen bitirmek gerektiğini düşünmüyorum. Bazı şeylerin zamana ihtiyacı gerçekten var. Bazı kararlar aceleye gelmiyor. Bazı ilişkiler de bir günde değişmiyor.
Ama beklemekle hayatı bekletmek arasında ince bir çizgi var.
Bunu fark etmek de kolay değil.
Çünkü bazen bir şeyin düzelmesini beklerken kendi hayatımızın da onunla birlikte beklediğini fark etmiyoruz.
Belki mesele her şeyi sonlandırmak değil. Bazen sadece neyi beklediğimizi kendimize dürüstçe söyleyebilmek.
Bir değişimi mi?
Bir cevabı mı?
Bir özrü mü?
Doğru zamanı mı?
Yoksa artık kendimizden bile sakladığımız bir ihtimali mi?
Çünkü hayatın içinde bazı şeyler gerçekten zamanla çözülüyor. Bazıları ise biz karar vermediğimiz için olduğu yerde kalıyor.
Ve belki de asıl mesele şu:
Hayatımızda gerçekten zamana ihtiyaç duyan şeylerle, bizim cesaret edemediğimiz için sürüncemede bıraktığımız şeyleri birbirinden ayırabiliyor muyuz?
Sürüncemede
Son zamanlarda aklımda bir kelime var: sürüncemede.
Bunlar da ilginizi çekebilir