Pandemiyle birlikte dünya ekonomisi sadece bir sağlık krizi yaşamadı; aynı zamanda 50 yıldır kurulu olan küresel ekonomik düzen ciddi bir kırılma yaşadı. “En ucuz nerede üretirsem oradan alırım” anlayışı yerini, “en güvenli nerede üretirsem oradan alırım” anlayışına bıraktı.
İşte bu dönüşümün adı bugün ekonomi literatüründe açıkça konuluyor:
Deglobalizasyon…
Ama burada kritik bir nokta var:
Dünya tamamen içine kapanmadı. Sadece kurallar değişti.
Artık mesele sadece maliyet değil;
lojistik güvenliği, siyasi risk, tedarik sürekliliği ve bölgesel yakınlık da en az maliyet kadar önemli hale geldi.
Ve tam bu noktada Türkiye’nin önü açıldı.
Avrupa’nın hemen yanı başında, genç nüfusu olan, üretim kültürü güçlü, sanayi altyapısı oturmuş bir ülke olarak Türkiye; küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde doğal bir üretim üssü olma potansiyeline sahipti.
Ama bugün geldiğimiz noktada şu soruyu sormak zorundayız:
Madem bu kadar avantajımız vardı, neden sanayicimiz istediği ölçekte büyüyemedi?
Neden fırsatın tamamını yakalayamadık?
Cevap net:
Çünkü Türkiye’de üretim yapmak zorlaştı.
1. MALİYET ENFLASYONU: SANAYİCİNİN GÖRÜNMEYEN DÜŞMANI
Sanayicinin bugün karşı karşıya olduğu en büyük sorun, yüksek maliyet değil…
kontrol edilemeyen maliyet.
Bir işletme için maliyetin yüksek olması tek başına sorun değildir.
Ama maliyetin sürekli değişmesi, tahmin edilememesi, planlanamaması; işte asıl yıkıcı olan budur.
Bugün imalatçı:
Elektrik fiyatını öngöremiyor
Doğalgaz maliyetini hesaplayamıyor
Döviz kurunun yönünü kestiremiyor
Hammadde fiyatlarının ne olacağını bilmiyor
Bu ortamda ne olur?
Sanayici yatırım yapmaz.
Yapsa bile küçük düşünür.
Büyüme yerine hayatta kalmayı seçer.
Ve bu, bir ekonominin sessiz çöküşüdür.
2. FİNANSMAN PARADOKSU: PARA VAR AMA SANAYİYE YOK
Türkiye’de finansman yok demek doğru değil.
Ama şu doğru:
Doğru finansman, doğru yere gitmiyor.
Sanayici açısından kredi:
Ya çok pahalı
Ya çok kısa vadeli
Ya da erişimi belirsiz
Buna karşılık:
Stok yapan
Ticaret yapan
Finansal pozisyon alan daha hızlı ve daha kolay kazanç sağlayabiliyor.
Bu da üretim ekonomisini zayıflatıyor.
Çünkü sermaye şunu sever:
En hızlı, en risksiz kazancı.
Eğer üretim bu denklemin dışında kalırsa, ülke üretimden uzaklaşır.
3. KATMA DEĞER TUZAĞI: ÇOK ÜRETİP AZ KAZANMAK
Bugün Türkiye’nin en kritik yapısal sorunu şu:
Çok üretiyoruz ama az kazanıyoruz.
Neden?
Çünkü:
Düşük ve orta teknolojiye sıkışmış durumdayız
Markalaşma zayıf
Patent ve inovasyon yetersiz
Tasarım gücü sınırlı
Bir örnekle açıklayalım:
Aynı ürünü Türkiye üretir 5 dolara satar,
Almanya üretir 20 dolara satar.
Aradaki fark sadece maliyet değil…
değer üretme kapasitesidir.
İşte Türkiye burada takılıyor.
4. İTHALATA BAĞIMLI ÜRETİM: KIRILGAN BÜYÜME MODELİ
Türkiye üretim yapıyor, evet.
Ama üretimin hammaddesi nereden geliyor?
Yurt dışından
Dövizle
Dalgalı fiyatlarla
Bu ne demek biliyor musun?
Sanayici aslında iki cephede savaşıyor:
Kendi üretim süreci
Küresel piyasa riskleri
Döviz arttığında maliyet artar.
Enerji arttığında maliyet artar.
Savaş çıktığında maliyet artar.
Yani sanayici sadece işini değil,
dünyadaki tüm krizleri sırtında taşıyor.
5. ÖLÇEK SORUNU: KÜÇÜK KALAN SANAYİ, BÜYÜYEMEZ
Türkiye’de sanayinin önemli bir kısmı KOBİ’lerden oluşuyor.
Bu iyi bir şey… ama yeterli değil.
Çünkü:
Küçük işletme ucuz üretim yapamaz
Verimlilik yakalayamaz
Ar-Ge’ye yatırım yapamaz
Global rekabete dayanamaz
Büyüyemeyen işletme,
bir süre sonra sadece ayakta kalmaya çalışır.
Bu da ekonominin hızını keser.
6. BÜROKRASİ VE DÜZENLEME YÜKÜ: GÖRÜNMEYEN MALİYETLER
Sanayicinin bir de görünmeyen maliyetleri var:
Evrak yükü
Teşvik karmaşası
Vergi mevzuatının sık değişmesi
Denetim yükü
Bir sanayici üretim yerine evrakla uğraşıyorsa, orada verimlilik düşer.
Bugün birçok işletmenin ortak cümlesi şu:
“Üretmek zor değil, sistemle uğraşmak zor.”
7. EN KRİTİK SORUN: GÜVEN VE ÖNGÖRÜ EKSİKLİĞİ
Ekonomide güven yoksa, hiçbir şey yoktur.
Sanayici için en kritik soru şudur:
“Ben bugün yatırım yaparsam,
3 yıl sonra aynı şartlar geçerli olacak mı?”
Eğer bu sorunun cevabı “bilmiyorum” ise, yatırım yapılmaz.
İşte Türkiye’nin en büyük kaybı burada.
SONUÇ: SORUN SANAYİCİDE DEĞİL, SİSTEMDE
Bugün Türkiye’de sanayici çalışıyor.
Üretiyor.
Risk alıyor.
Ama büyüyemiyor.
Çünkü sistem:
Öngörülebilir değil
Dengeli değil
Verimli değil
SON SÖZ: BU HİKAYE YA BAŞARIYA DÖNECEK YA DA “KEŞKE” OLACAK
Dünya yeniden şekilleniyor.
Yeni üretim merkezleri oluşuyor.
Yeni ekonomik dengeler kuruluyor.
Türkiye hâlâ bu yarışın içinde.
Ama hızlanmazsa geride kalacak.
Bugün doğru adımlar atılmazsa,
yarın şu cümleyi çok duyacağız:
“Bu fırsat bir daha gelmezdi…”
Ve biz yine geç kalmış olacağız.