GÜNDEM

Öykü Nedir, Jüri Nedir?

Öykü nedir?

Kısa cevap vereyim: Öykü, romanın küçüğü değildir.

Biraz daha açalım.

Öykü; az sözle çok şey söyleme sanatıdır. Bir insanı, bir sokağı, bir zamanı, bir acıyı, bir sevinci birkaç sayfaya sığdırabilmektir. Bazen bir olay anlatır, bazen yalnızca bir hâli. Ama ne anlatırsa anlatsın, okurun zihninde bir iz bırakması beklenir.

Yani öykü, “Kısa yazdım, oldu.” meselesi değildir.

Keşke öyle olsaydı.

Öykü yarışması da bundan farklı bir şey değildir.

Bir masa kurulur, öyküler gelir, bir jüri oturur ve “Bakalım bunların hangisi iyi?” denir.

İşin kolay tarafı budur.

Zor tarafı ise “iyi”nin ne olduğunu belirlemektir.

Çünkü herkesin iyi öyküden anladığı aynı değildir.

Bir jüri üyesi dilin peşine düşer, öteki kurgunun. Birisi karaktere bakar, diğeri anlatımın özgünlüğüne. Bir başka jüri üyesi ise öykünün kendisinde olmayan bir şeyi aramaya başlayabilir.

Sonra ortaya şu meşhur cümle çıkar:

“Jürinin takdiridir.”

Takdir elbette jüriye aittir.

Ama jüri de biraz tarif edilebilir olmalıdır.

Öykü yarışmasının kalitesi, yalnızca verilen ödülün miktarıyla ölçülmez. Hatta bazen ödülün miktarı, en son bakılacak şeydir.

Asıl mesele şudur:

O ödülü kim verecek?

İşte burada jüri meselesi başlar.

Jüri, beş kişinin yan yana getirilmesi değildir.

“Beş kişi bulduk, jüri tamam.”

Değildir.

Bir öykü yarışmasının jürisi; öykü yazarı, edebiyat akademisyeni, eleştirmen, dergi editörü ve deneyimli yayıncılardan oluşabilir. Temel ölçüt ise açıktır: Jüri üyeleri edebiyat ve özellikle öykü alanında yetkin, bağımsız ve farklı edebî bakışlara sahip olmalıdır.

Çünkü iyi öyküyü yalnızca “güzel yazılmış” olduğu için seçmek yetmez.

Bazen çok güzel yazılmış bir metin, kötü bir öyküdür.

Bazen dili gösterişsizdir ama öykünün içinde büyük bir dünya vardır.

Bazen herkesin gözünden kaçan bir ayrıntı, öykünün bütün yükünü taşır.

Jürinin işi de tam burada başlar.

Bir yarışmanın şartnamesinde “özgünlük, dil ve anlatım, kurgu, konu bütünlüğü” yazmak kolaydır.

Asıl mesele, önüne yüzlerce öykü geldiğinde bunları gerçekten uygulayabilmektir.

Üstelik jüri yalnızca yetkin değil, bağımsız da olmalıdır.

Çünkü yarışmanın sonunda verilen ödül kadar, o ödülün kimler tarafından ve hangi anlayışla verildiği de önemlidir.

Öykü yarışması düzenlemek, yalnızca bir şartname hazırlayıp ödül koymak değildir.

Ortada bir edebiyat emeği vardır.

Yazar öyküsünü gönderir.

Aylarca, bazen yıllarca yazdığı metni bir dosyanın içine koyar ve gönderir.

Sonra bekler.

İşte o bekleyişin karşı tarafında jüri vardır.

Jürinin görevi yalnızca kazananı bulmak değil, gönderilen öykülerin hakkını verebilecek bir okuma yapmaktır.

Yoksa ortaya tuhaf bir durum çıkar:

Öyküler büyür, dosyalar çoğalır, ödüller açıklanır...

Ama öyküyü değerlendirecek masa küçülür.

Olmaz.

Öykü küçümsenecek bir tür değildir.

Jüri de rastgele kurulacak bir masa değildir.

İyi bir yarışmada yazar, öyküsünü gönderdiğinde en azından şunu bilmek ister:

“Benim metnimi okuyacak insanlar bu işi biliyor mu?”

İşte güven burada başlar.

Sonrası zaten öyküdür.

Kâğıt üzerindeki kelimeler, jüri masasındaki insanlar ve sonunda verilen karar...

Üçü birbirinden ayrı düşünülemez.

Çünkü iyi öykü iyi okunmayı, iyi yarışma da iyi jüriyi hak eder.

Gerisi biraz afiş, biraz ödül, biraz da tören işidir.

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }