Çok yorulmuştum. Artık ayağımdaki ayakkabıyı taşıyacak gücüm kalmamıştı. Bir yere oturup soluklandım. Çantamda su, ekmek ve birazda şekerli içeceğim vardı. Enerjiye ihtiyacım vardı. Şekere ihtiyacım vardı. Ama çok da terlemiştim. Yüzümü sildim. Nereye gideceğimi bilmiyordum. O an içime düştü ölüm arzusu. Ancak daha da fazla yürümeliydim. Belki geceyi geçireceğim bir mağara, korunaklı bir yer… Karanlık bastırmadan yola koyulmalıydım. Şekerli içeceğimi içip yürüdüm, yürüdüm… Saatlerce yürüdüm. Bir mağara gördüm. Dışarıdan içine baktığımda epey bir karanlıktı içerisi. Vahşi bir hayvan olup olmadığını kontrol etmek için içeriye birkaç taş attım. Artık yerleşebilirdim. İçeriye tulumumu attıktan sonra mağaranın ağzını çalılar ve ağaç dalları ile kapattım. Ateş yaktım. Son ekmek parçamı yedim ve suyumu da içtim. Artık ölümü arzulayabilirdim. Bu mağarada mı? Uyudum. Dışarıdan gelecek tehditleri umursamadan ateşin başında uyudum.Gecenin bir yarısında mağaranın içindeki bir ses ile irkildim. Ateş sönmüş sadece odunlar köz halindeydi ve etrafını çok az aydınlatıyordu. Mağaranın içindeki nefes sesini duyabiliyordum. Kendi nefesimden başka bir nefes! Hemen bir odunu yakmak için elime aldım. Odunu yaktıktan sonra mağaranın içi birden aydınlandı. Mağaranın en köşesinde bacak bacak üstüne atmış bir adam oturuyordu. İrkildim. Ama kaçmak istemedim o an. Üstelik mağaranın kapısındaki kurduğum düzenek de hiç bozulmadan duruyordu. O halde nasıl girdi içeriye? En başından beri uyurken beni mi izliyordu o köşede? Elimdeki yanan odun ile ayağı kalktım. Adama doğru tedirgin adımlarla yürümeye başladım. Önce pantolonu, daha sonra iç yelekli takım elbisesi, daha sonra pos bıyıkları, donuk bakışlı gözlerini seçebildim. Daha fazla yaklaştım. Belli belirsiz sesler çıkarıyordu.-Kimsin sen? diye sordum.Cevaplamadı. Biraz daha yaklaştım ve yine aynı soruyu sordum. Yine başını kaldırmadı. Daha da yaklaştım artık aramızda yarım metreden az bir mesafe vardı ki alnındaki ve gözlerinin etrafındaki kırışıklıkları görebiliyordum. Bu mesafeden tekrar sordum ve bana aniden dönüp, dehşet verici bakışlarıyla:-Nietzsche'yim ben tanımadın mı? Birden afalladım. Nietzsche'nin ölmeden önceki son fotoğrafı aklıma geldi. Gerçekten de bu dehşet verici bakışlar ile oradaki bakışlar aynıydı. Pos bıyıklar, zayıflamış yüzü…-Peki neden buradasın? diye sordum. Bana dönüp:-Ben burada değilim ki sen buradasın, dedi.Acaba uykuda mıyım, rüyada mıyım?  diye düşündüm. Sonra:-Ne istiyorsun benden, dedim.-Ben değil sen istiyorsun, istediğini bulacaksın, dedi.Karşısına oturdum. Bana:-Bu dağa niye çıktın? diye sordu. Gözlerine bakıp sanki bir dostuma içimi döküyormuş gibi anlattım:-İnsanlardan kaçtım. Yaşadığım şehirde herkes birbirini yargılıyordu. Düzen bozulmuştu. Geleceğim ve yaşamım hakkında şüphelerim vardı. Karar vermekte güçlük çekiyordum. Ben de artık bu dağda yaşamaya karar verdim. Geleceğimi bu dağda geçirmek istiyorum, dedim. Bana doğru eğilip:-Belirsizlik ortamında kesin kararlar almak çok zor ve yorucudur. Çok plan yapmak arzuladığımız geleceğe ihanettir. Çünkü kötü gelecek, planlarına bağladığın ümitleri alt üst edecektir. Bu da müthiş bir hayal kırıklığını doğuracaktır. Hayal kırıklıkları insanı içten içe kemirir. Fazlaca hayal iyi değildir bu yüzden. Gerçekleşmesi mümkün olan hayalleri bile çokça düşünmek, gelecek yorumlamalarında bulunmak bile sonunda büyük çöküntülere zemin hazırlayabilir. İnsanlardan kaçıp zorluklara karşı direnememen bu dağda ölümü arzulamana yol açtı. Bu soğuk mağarada yemeğin bitecek, suyun bitecek ve sen bu ihtiyaçların için çabalamayıp ölümü bekleyeceksin, dedi. Ona dönüp:-İyi ama şehirde iken hedeflediğim hiçbir şeye erişemedim. İnsanlar sürekli hedeflerimi küçümsediler. Benimle dalga geçtiler. Erdemli bir amaç uğrundaki hedeflerimi bile alaya aldılar. Çünkü bu hedefleri sadece kendilerine yakıştırıyorlardı. Benim bu hedefleri dillendirmem bile onlar için küfür gibiydi, dedim. Biraz beni süzdükten sonra:-Hayatının her anında hedeflerinden bahsetmen, onları açık etmen anlamsız. En azından yanında bulunan kişilerin sana karşı bu hedefleri kullanmaları ve yorumlamalarda bulunmaları seni üzecektir. Öte dünyacıların: “Bir saat sonra yaşayacağın garanti değil, hiç ölmeyecek gibi yaşama” diye bir cümle kullanmasına da kanma. Bu vicdanını rahatlatmak yahut kafana şüphe sokmak için söylenmiş olabilir. Bundan asla emin olamazsın. Hedefin varsa ve hedefinin yüceliği ne kadar büyükse daha çok saklama ihtiyacı duy. Hedefin yüce bir erdemlilik amacı ise ölene kadar susman daha iyi olur. Bırak insanlar neyi gizlediğini merak etsinler. Bırak yüce hedeflerinin merak uyandırıcılığı altında ezilsinler, dedi.-Sevdiğim insanlara çokça bağlandım. Herkesi sevmek istedim ve herkes tarafından sevilmek. Özellikle duygusal bağ kurduğum insanları. Ama sevgimin çıkarsız kabul edilmediğini gördüm. Bu yüzden sevdiğim insanlardan yüz çevirdim. Onlara olan sevgim nefrete dönüştü ve onlardan kaçtım, dedim.-Sevgini göstermede acele etme. Eğer bu hataya düştüysen her şeyi berbat etmeden sadece sus! Emin değilsen hiçbir şeyden konuşma. Sevgini nefrete dönüştüreceğine çekilmez bir ketum olmayı yeğlemelisin. Karşılıksız sevginin kıymetini bilmelisin sadece. Senin yalnızca insan olarak sevdiklerinin sana yani senin sevgine karşı duydukları sevginin kendilerini değerli hissetmek ihtiyacını karşılamak için olduğunu unutma. Onlarla ilgilenmediğinde sana kin beslerler. Bırak sevgini arzulayanlar senden nefret etsinler. Bırak senin karşılıksız sevgi yüceliğinin altında ezilsinler, dedi.-Bir süre önce kaçmak istediğim insanları tanıyamaz oldum. Kimden kaçtığımı bilemez oldum.Bir kimseyi anlamak için kendinden çık. İçindeki beni öldür. Empati kur. Zira empati kurmayanlar karşısındaki kişinin acı çekmesini arzulayanlardır. Senin acı çekmeni arzulayanlar senin acından haz duyanlardır. Eğer onları tanıyabilseydin aynı eylemi onlara karşı kullanmazdın. Haksızlığa uğradın bir köşeye sinip oturdun. Öte dünyacıların: “Tanrıya bırak” tavsiyelerine meylettin. Haksızlığa karşı daha küçük bir haksızlıkla karşılık vermen gerekirdi. Çünkü haksızlığa uğratan kişi için de bu gerekliydi. Ama sen kaçmayı tercih ettin. Hatalarını yüzüne vurmak, onlara kendi kendileriyle empati kurdurmak varken. Bırak senden beklemedikleri eylemler üzerinde şaşırsınlar, bocalasınlar. Belki aklederlerdi, dedi.-Değer yargılarına inanmadığım için kâfir ilan edildim. Sonunda kendi değer yargılarımı onlara dayattığımı, kendi inançlarına iman  etmediğim için saygılı olmadığımı iddia ettiler, dedim.Putlarını yok et. Nihai ilgi değerini somut varlıklar üzerine yoğunlaştırma. Ancak nefsini de Tanrı edinme. Nefsini Tanrı edinenlerdir kendileri hariç herkesi lüzumsuz, yok edilmesi gereken varlıklar olarak gören. Sana yalan söylendi. Kendi cennetlerinde sana yer olmadığına inandıkları halde seni inançlarının kölesi haline getirmek istediler. Bunu reddedince de seni cennetlerinden, kendi yarattıkları cennetlerinden kovdular. Kendi yarattıkları Tanrı tarafından seni cezalandırdılar. Ölü Tanrılarından daha diriydiler. Bırak senin kendi cennetlerini arzulamayışının merakı altında sorular sorup dursunlar. Bırak kendi Tanrılarına direktifler vermeye devam etsinler. Bırak en sonunda kendi Tanrılarını kendileri öldürsünler, dedi. Elimdeki odun parçasında ateş elime kadar ulaşmıştı. Tam bir soru daha soracakken birden elimin yandığını hissettim ve elimdeki odun yere düştü. Mağara zifiri karanlığa büründü. Hemen ellerimle etrafı yoklayarak ateş ve oduna doğru ulaştım. Biraz çaba harcadıktan sonra mağara aydınlanmaya başladı. Mağaranın ağzı yine olduğu gibi duruyordu. Hemen konuştuğumuz yere doğru gittim ama Nietzsche orada yoktu. Elimle oturduğu yeri yokladım, mağaranın tüm köşelerine baktım onu bulamadım. Sonra odun ile ısınmak için daha büyük bir ateş yaktım. Sabah oldu. Mağaranın kapısından içeriye güneşin ilk ışıkları dolmaya başlamıştı. Yeniden doğmuş gibiydim. Şehre nasıl gideceğimi biliyordum. Ve artık ölümü arzulamıyordum. Mücadele verecek, dövüşüm içinde bulunacaktım. Kâfir ilan edilecek, susmayacaktım. Cennetlerden kovulacak, cehennemleri anlamsız bulacaktım. Bu mağaradan canlı çıkacaktım. Sonunda ise mağaradan iki ölü çıktı: Ölü Nietzsche ve şehirdekilerin ölü Tanrısı...