Küresel güçlerin uluslararası ilişkilerindeki bahaneleri her zaman, demokrasi ve insan hakları olur. Asıl amaçları, gelişme evresindeki ülkelerin yükselişlerini durdurarak zenginliklerini sömürmektir. Her dönemdeki tek gerçek; güçlü olursanız kimse topraklarınıza yaklaşamaz, güçsüz olursanız maddi manevi tecavüze uğrar ve acınacak hale düşersiniz.
Ray Dalio'nun "Yükselen güç mevcut güce yaklaştığında çatışma kaçınılmazdır" iddiası, günümüzde yaşananları tarif eden bir gerçeklik. Bu iddiaya paralel olarak küresel güçlerin çatışma ortamlarını hazırlamak maksadıyla toplumlar üzerinde algı oluşturduklarını da, ABD’li ünlü siyasi analist Noam Chomsky "Propagandanın amacı insanları düşünmekten vazgeçirip, verilen çerçeve içinde düşünmelerini sağlamaktır" ifadesi teyit ediyor.
Küresel güçlerin söylemleri ve yazılı/görsel medyanın yayınlarına göre, İran hem dünya hem de Ortadoğu için büyük bir tehdit. Bu sözler, uzun süredir devam eden İran-ABD-İsrail geriliminin/savaşının gerekçesini ve bugün yaşananları gözler önüne seriyor.
Bahane, İran’ın nükleer programı, İsrail’in güvenlik kaygıları. Oysa yalın ve saf gerçek aslında İran değil, ABD kendisi için varoluşsal tehdit olarak gördüğü, Çin’in önlenemez yükselişini hedef alıyor. Artık dünya siyasetinin ana ekseni, Washington-Pekin rekabeti.
ABD, küresel üretimin yüzde 28’ini tek başına gerçekleştiren Çin’i durdurmak için son kozunu oynuyor. Ve bu yüzden de Çin’e ucuz petrol ve enerji sağlayan, Venezüella ve İran’a müdahale ediyor.
Çin, dünya üretiminin % 28'ini tek başına gerçekleştiren dev bir ekonomi, ancak bu devin enerjiye dayalı bir zafiyeti var: Tükettiği petrolün % 73'ünü ithal etmek zorunda. Çin, petrol tedarikini Venezüella, İran, Rusya ve Suudi Arabistan olmak üzere, dört devletten sağlıyor.
Venezuela: Günde 800.000 varil petrolü doğrudan Çin'e satıyordu. Maduro'ya yönelik operasyon ve ülkede yaşanan yönetim değişikliği bu hattı işlevsiz hale getirdi.
İran: Günde 1.5 milyon varil petrolle Çin'in en büyük tedarikçilerindendi. İran'a yapılan saldırı bu hattı da işlemez hale getirdi.
Rusya: Rusya'ya yönelik yaptırımlar, bu ülkeden Çin'e giden petrol akışını kısıtladı.
Suudi Arabistan: İran ABD-İsrail saldırılarının başlamasıyla, topraklarındaki ABD üstlerini kullanıma açmasının bedelini, en büyük rafinerisinin bombalanmasıyla ödedi. Bu ülkelerden yapılan sevkiyatların tamamen ya da kısmen kesilmesi, Çin'in günlük petrol ithalatında ciddi sorunlar yaşanacağının sinyalini daha şimdiden vermeye başladı.
Dünya ticaretinin yüzde 90’ı denizlerde gerçekleşiyor ve ABD donanması denizleri yani ticareti kontrol edebiliyor. Çin'in bu egemenliğe son verecek başka bir planı var. Deniz ticaret yollarına alternatif olabilecek, karadan ilerleyen ticaret ağları kurmaya çalışıyor. Ve İran, o ağların en stratejik geçiş güzergahlarından biri. ABD sadece enerji hatlarını değil, tarihi İpek Yolunu da akamete uğratmaya çalışılıyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi (Modern İpek Yolu), Pekin'den Avrupa'nın kalbine uzanan devasa bir ticaret ağı ve bu ağın Ortadoğu'daki en kritik bağlantı noktası İran! İran'da istikrarın bozulması, Çin'in Avrupa'ya kara yoluyla ulaşmasını engelleyecek ve trilyon dolarlık yatırımı, kısa vadede işlevsiz hale getirecektir. Özellikle Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin Çin ile artan ticari ilişkileri, Avrupa'nın Amerika'dan uzaklaşıp Çin'in ticaret ekosistemine yöneldiğini gösteriyordu. Bu eğilimin durdurulması, İran operasyonunun bir diğer hedefi.
Tüm bu gelişmeler ve asıl büyük yüzleşmenin, Tayvan üzerinden yaşanacağını gösteriyor. Tayvan, dünyanın en gelişmiş çiplerinin % 90'ını üreterek 21. yüzyıl teknolojisinin kalbinde yer alıyor. ABD "Tayvan'ı destekleyeceğiz" derken, Çin "Tayvan bizimdir, gerekirse güç kullanırız" diyor.
Ortadoğu'da tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı’ndaki petrol yüklü gemilerin yerinden oynamasına müsaade etmeyen bir İran ve neticesinde petrol fiyatlarının yükseltmesiyle birlikte ticaretin durma noktasına gelmesi ve enerji darboğazı.
Bir diğer boyutu da savaş ekonomisi.
İran'a yönelik saldırılara bağlı İran’ın da körfez ülkelerine yaptığı saldırılar tüm bölgede güvenlik endişeleri artırmış durumda.
Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkelerin savunma bütçelerini artıracak ve ABD'den silah alımlarını hızlandıracaklar.
Haliyle her kriz, Amerikan savunma sanayii için yeni bir pazar anlamına geliyor.
Sonuç itibarıyla görebildiğimiz her bir olay, aslında tek bir stratejinin parçaları: Venezuela, İran, Rusya ve Avrupa ayrı ayrı cepheler gibi görünse de savaş tek ve bu savaşın hedefinde, Çin var.
1. Çin'in enerji hatlarının kesilmesi
2. Çin'in Avrupa ticaret yolunun bozulması
3. Ortadoğu'da kontrolün sağlanması
4. Silah satışlarıyla ekonomik kazanç elde edilmesi
5. Tayvan'da yaşanacak olası bir çatışmaya Çin'in zayıflatılmış olarak girmesinin sağlanması.
Tarih, yükselen güçlerle mevcut güçler arasındaki çatışmaların örnekleriyle dolu.
Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya-İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'nda Japonya-ABD rekabeti, Soğuk Savaş'ta SSCB-ABD mücadelesi...
Şimdi de Rusya’nın değerli madenlerine ulaşmak maksadıyla Ukrayna’ya saldırmasıyla, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro'yu hedef alması, aynı amaca hizmet etmiyor mu? Birinde üretim için ihtiyaç duyulan toprak altındaki değerli madenler, diğerinde işletilmeyi bekleyen dünyanın en yüksek miktardaki petrol yatakları var!
İran'a yönelik saldırılar ve Ortadoğu'da hiç bitmeyen gerilimler, ilk bakışta birbirinden bağımsız olaylar gibi görünse de, geçmişte ve günümüzde yaşananları birleştirerek baktığınızda, ortak bir amacın varlığını net olarak görüyoruz.
Ekonomik hedef, Çin'in ABD'nin yerine göz dikmesini ve yükselişini durdurmak.
Stratejik hedef, İslam dünyasını gerileterek "Arz-ı Mev'ud" masalını güncel tutmak.
Küresel güç dengesi değişirken, perde arkasında oynanan oyunu anlamak, geleceği okumak kritik önem taşıyor. Çünkü tarih tekerrür ettiğinde, bunu fark edenler sadece seyirci kalmaz, oyunun bir parçası olurlar.
Bölgemiz ateş çemberine dönmüşken, çevremizde iç veya dış çatışma yaşamayan ülke kalmamışken, ülkemizde görece istikrarlı bir hava yaşamasının müsebbibi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliği ve Dış İşleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın öngörüsüyle yürütülen itidalli dış politikalar sayesinde, fırtınalı denizde, gemiyi su üstünde tutabilmenin bile büyük başarı sayılacağı tarihi bir dönemde, sahada yerli ve milli silahlarımızla güçlü, masada söz sahibi olmanın ayrıcalığını yaşıyoruz.