GÜNDEM

Kötülüklerin Ağırlığından Kurtulma Azmi

Günahlar bir kötülüktür. Azlık- çokluk, büyüklük- küçüklük durumuna göre insanın üzerinde atılması gereken bir yüktür. Temizlenmesi gereken bir kirdir. Söndürülmesi gereken bir ateş, tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. İnsanın vicdanen rahatsız eden, Allah'ın razı olmadığı ve yasakladığı kötülüklerdir.

Allah'ı teâlâ İyilikleri emir, kötülükleri yasaklarken, Peygamberimiz (sav) : " Bir kötülük görenin bunu eli, dili, kalbi buğuz ile düzeltmeye çalışması gerektiğini bildirmiştir. Buna insan önce kendisinden başlamalıdır.

Akıl, vicdan, haya duygusu insanın yaptığının iyimi kötümü olduğunu içinden bildirir. Nefis, şehvet, menfaat, dünyevi zaaflar insanı kötülüğe götürebilir. Allah'tan gelen ölçülere bağlılık ise insanı günahlardan uzaklaştırıp iyiliğe götüren en sağlam yoldur.

Günahlardan arınma yolu Tevbe, istjğfardır. Bir yönüyle rahmet, mağfiret günahlardan arınma, nefsi terbiye ve temizleme ayını iyi değerlendirme adına Tevbe kapısını çalmalıdır.

İnsanın hatasını anlaması, hatasına üzülmesi, pişman olması, bir daha yapmamaya azmetmesi insanı iyileştiren bir erdemdir. "Pişmanlık Tevbedir." (İbni Hanbel 1/423)

Gördüğü iyiliğe erdemli insan teşekkür, hatalarında ise özür diler. Nimetler karşısında Allah'a Hamd, Senâ ve Şükür, günahlar karşısında ise Tevbe samimi insan için bir tedavidir.

Kur'an-ı Kerim bir müslümanın kötülük yaptığında bundan kurtulma yolunu anlatırken şöyle buyurur: "Takvâ sahipleri o kimselerdir ki, onlar, çirkin bir iş yaptıklarında yahut (fena bir iş yaparak) kendilerine kötülük ettiklerinde, Allah’ı hatırlayıp günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler” (Âl-i İmrân 3/135). Bu ayette görüldüğü üzere insanın günah işlemesinin insanın en başta kendine karşı bir zulmü olarak anlatılıyor. Hz. Âdem Hz. Havva annemizle beraber cennette istedikleri nimetlerden yiyip içmeleri istenirken, ağaca yaklaşmama emrini şeytanın vesvesi ilk yasağa, ilk hata ortaya çıktı. Bunun kendi nefislerine yapılmış bir zulüm olduğunu anlatan Hz. Âdem ve Hz. Havva: "Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız." Günahlar kalbe konan temizlenmesi gereken siyah bir leke, ağırlık, yüz karasıdır.

Rahmeti sonsuz olan Allah'tan ümit kesilmez. "De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. (Zümer 53)

Bu âyet tevbe var diyerek günah işlemeye cesaret değil, Allah'ın rahmetinin büyüklüğünü anlatır. "Allah, tevbe edenleri ve temizlenenleri sever" (Bakara suresi 222) Hatta Tevbe edilince sevindiğini Peygamberimiz bir misalle anlatırken bineğini kaybedip bulan kimsenin sevindiği gibi sevindiğini haber veriyor.

Tevbe hataya pişmanlıktır, vicdan azabından kurtulma gayretidir, iyiliğe dönüş, kötülüklerden vazgeçerek arınmaktır, iradeyi harekete geçirecek kadar güçlü bir kararlılıktır. Çünkü bu pişmanlık, gelip geçici bir duygu kabarması olmayıp, insanı kötülükte ısrar etmeme niyet ve iradesine götürür. İşte Kur’an’ın ‘tevbe-i nasûh’ dediği (Tahrîm 66/8) hakiki tövbe budur.

Günahlardan kurtulmanın yolu Allah'a samimi Nasuh Tevbe, iyiliklerin kötülükleri giderdiğini bilerek iyilikleri çoğaltmak ve İbadet şuurunda bir hayat yaşamaktır.

Tevbe Allah'ın kullarına büyük bir lutfûdur.

Bu cehit ve gayret bizi, ahirette Allah’ın huzurunda kötülüklerimizi itiraf etmek zorunda kalmadan önce bu dünyada iken itiraf ve terk etmeye ve bağış dilemeye yöneltir; bununla da kalmayarak, -Kur’an’ın ifadesiyle- bize “önceki kötülüklerimizi sildirecek iyilikler” yaptırır (Hûd 11/114).

Fakat -Gazâlî’nin dediği gibi- insan, bir kötülük işlediğinde, günahı peşin alırken tövbeyi veresiye bırakır (İhyâ İ. Gazzalî) Çünkü insanoğlu, sadece başkasını değil, kendisini de aldatabilen bir varlıktır. Onun bu garipliğinin bir örneği de ruhunu arıtma fırsatlarını nefsinin kötü arzularına feda etmesidir. Çoğumuz, nefsimizin değersiz isteklerini bugün karşılarken, kötülüklerden vazgeçip iyiliğe yönelmeyi hep yarınlara atarız. Kur’an’da şöyle buyurulur: “Şu kimselerin tövbesi (makbul tövbe) değildir: Onlar, kötülükler yaparlar; nihayet birine ölüm gelip çattığında ‘şimdi tövbe ediyorum’ der” (Nisâ 4/18).

Hz. Peygamber (sav) buyururlar ki: “Bütün insanlar hata eder; hata edenlerin en hayırlısı ise tövbe edenlerdir.”

Kur’ân-ı Kerîm bu fazilet mücadelesini ‘sarp yokuşu tırmanma’ya benzetir (Beled 90/10-17)

Hz. Peygamber, “İnsan her hata yaptığında bu hata onun kalbinde siyah bir leke bırakır” diyerek, kötülüğün vicdanı adım adım kirlettiğine dikkat çekmiştir. Buna göre, hatalar çoğaldıkça vicdanın saflığı, basireti ve iradeye etkisi de zayıflar.

İşte tövbe, bu kötü gidişi durdurması ve tersine çevirmesi itibariyle insan ruhunun ahlâkî bir silkinişidir. İslâm Peygamberi, “Hata edenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir” derken, ahlâkî şuurun canlı tutulmasında tövbenin büyük bir payının olduğuna işaret etmiştir.

Tevbe edenlerden, tevbesi sadık olanlardan, tevbesi kabul olanlardan ve Peygamberimizin ümmeti için ettiği tebbrik arasına girip madden, mânen temizlenenlerden olmak duâsıyla...

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }