banner8

banner9

banner10

KADEM’DEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DESTEK

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olduğu Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) tarafından, “İstanbul Sözleşmesi Hakkında” başlığıyla paylaşılan ve sözleşmeden çıkılması gerektiğini düşünenlerin iddialarına soru-cevap şeklinde açıklamaları da içeren 16 maddelik bilgilendirme metni, KADEM’in İstanbul Sözleşmesi’ne desteği olarak değerlendiriliyor.

HUKUK 04.08.2020, 00:09 04.08.2020, 08:59 Haber Merkezi
1296
KADEM’DEN İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE DESTEK
banner12

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması gerektiği yönündeki tartışmalar bir süredir gündemdeki yerini korurken, AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş; sözleşmede bulunan “Toplumsal cinsiyet eşitliği” gibi bazı kavramların halk arasında tepkiye neden olduğunu belirtmiş ve “Nasıl usulünü yerine getirerek imzalanmışsa, usulünü yerine getirerek sözleşmeden çıkılır” ifadesini kullanmıştı.

Sözleşmeden çıkılması yönündeki yaklaşımlar, kadın dernekleri ve platformları başta olmak üzere toplumun değişik kesimleri tarafından eleştirilirken, KADEM tarafından derneğin resmi internet sayfasında paylaşılan metin; KADEM Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu’na, 20 Ocak 2020 tarihinde bir whatsapp grubunda grup üyelerince yöneltilen sorulara verilen cevaplardan oluşuyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin, kadınlara yönelik her tür şiddete karşı hukuki çerçevede detaylı bir koruma sağlayan ilk uluslararası belge olduğunun belirtildiği metinde, sözleşme karşıtı iddialara Gümrükçüoğlu’nun yanıtları, özetle şöyle sıralanıyor:

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Kanunu ile kadınların kanunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecekleri yönündeki iddialar gerçeği yansıtıyor mu?

Bahsedilen iki düzenleme de sadece kadınları kapsamına almaz. Tüm aile fertleri ve özellikle çocuklar, bu düzenlemelerin koruma kapsamına dahildir. Düzenlemelerden faydalanabilecek olanlar, kadın ya da erkek fark etmeksizin mağdurlardır.

Şiddet mağdurları, büyük ölçüde de kadın mağdurlar, failin ve çoğu zamanda sosyal çevrenin baskısından korkarak uzun süre şiddet vakalarını saklamaktadır. Polise veya başka bir yetkili makama başvurulması, büyük çoğunlukta mağdur can korkusu yaşamaya başladığında gerçekleşir. Şiddet bu boyuta geldikten sonra ise her geçen dakika mağdurun aleyhine işler. Hakimin, şiddet mağduru lehine aldığı tedbir kararı, hiçbir şekilde gözaltına alınma vb. anlamına gelmediği gibi, verilen bu tedbirler kişilerin siciline işleyen kayıt niteliğinde değildir. Sadece şiddet tehlikesinin bertaraf edilmesini amaçlamaktadır.

Bu düzenlemenin suistimal edilme durumu, bir kişinin evden uzaklaştırılmasıyla sonuçlanır. Bu bir mağduriyet olmakla birlikte diğer tarafta, eğer her ihbar ciddiye alınmazsa oluşabilecek yaralanma ve can kaybının yaşatacağı mağduriyet, ilkiyle kıyaslanamayacak derecede kritiktir.

İstanbul Sözleşmesinde yer alan “kadının beyanının esas alınması” ne demektir?

Toplumda “Kadının beyanı” olarak sıklıkla ifade edilen konu, gerçekte şiddet mağdurunun beyanıdır. Şiddet mağduru kadın olabileceği gibi erkek de olabilir. Ayrıca bu kısım İstanbul Sözleşmesi’nde değil 6284 sayılı Kanun’da geçmektedir. Mağdurun beyanının esas alınması 6284 sayılı Kanun gereğince; yalnızca, mağduru ölüm ve şiddet tehdidinden koruma amacıyla geçici olarak verilen tedbir kararlarında geçerlidir.

İstanbul Sözleşmesiyle ilgili ailenin yatak odasına kadar karışılıp “kocaları tecavüzcü” ilan ettiği şeklindeki düşünceler doğruyu yansıtıyor mu?

Evlendiklerinde eşler birbirlerinin himayesinde sevgi ve güven içerisinde yaşayacaklarını düşünürler ki bu tam olarak böyle olmalıdır. “Koca tecavüzü” denilen durum normal, sağlıklı ilişkiler değil, insan onuruna da İslam değer yargılarına da ters biçimde yaşanan zorbalıklardır. Bu tür zorbalıklara maruz kalan bir insanın, yaşadığı şiddetten kurtulması için imkan sağlamak; ailelerin yatak odasına karışmak değil, İslami öğretideki karşılığıyla mazluma yardım etmek olarak nitelenmelidir.

Şiddet uygulayan bir erkeği evden uzaklaştırmak yerine problemi çözmek ve aileyi barıştırmak için arabuluculuk yoluna gidilebilir mi?

Arabuluculuk uygulaması genel olarak çok yerinde bir yasal düzenleme olmakla birlikte, temel olan hususlardan birisi, davanın arabuluculuk sürecine elverişli olma durumudur. Eşitsiz bir güç dengesinin söz konusu olduğu aile içi şiddet konusu, kanunen arabuluculuğa elverişli kabul edilmemiştir. Bunun yerine; her ailenin kolaylıkla ulaşıp yardım alacağı aile terapistleri ve psikologlar bu süreçte çok olumlu sonuçlara imza atmaktadırlar. Nitekim Adalet Bakanlığı’nın 17 Aralık’ta çıkarılan genelgesine göre; şiddet failine tedbir kararı süresince rehabilite ve tedavi imkanı getirilmiştir.

Zaten eşleri uzlaştırmak, çoğunlukla daha sorunlar şiddet boyutuna varmadan işleyebilecek bir mekanizmadır. Şiddet bir kere gerçekleşti mi, büyük oranda tekrarlar ve artış gösterir. Hele ki böyle sürekli şiddete maruz kalan kadınların şiddet failiyle oturacağı bir uzlaşma masası, gerçekçi bir tartışma ve uzlaşma zemini değildir.

İstanbul Sözleşmesi’nde LGBT gibi yönelimlere kapı aralayan maddeler var mı?

Hayır. Sözleşme, üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımamaktadır. Aynı cinsiyetten olan çiftlerin yasal olarak tanınması da dâhil olmak üzere cinsel yönelimle ilgili olarak ortaya yeni standartlar koymamaktadır. Bu sözleşmenin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğunu iddia etmek ise en hafif tabirle kötü niyetliliktir.

“Cinsel yönelim” kavramı sadece Sözleşme’nin 4. Maddesinde geçmektedir. Maddede, şiddet ile mücadelede hiç kimseye ayrımcılık yapılmaması; din, dil, ırk, vb. pek çok unsurla birlikte, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelime dayalı şiddetin de kabul görmemesi gereği vurgulanmıştır. Madde kesinlikle bir dayatma içermemektedir. Maddenin kapsamına bütün insanlar girmektedir. Zaten herhangi bir insanın şiddetten korunma şemsiyesinin dışında tutulması düşünülemez.

İstanbul Sözleşmesi’nden sonra 18 yaş altında evlenen erkekler, cinsel istismar suçu ile yargılanarak tecavüzcülerle aynı cezaları mı alıyorlar?

Bahsedilen durumun İstanbul Sözleşmesi ya da 6284 sayılı Kanunla bir ilişkisi bulunmayıp cinsel istismar, Türk Ceza Kanunu uyarınca suç olarak düzenlenmiştir. Buna göre 15 yaşını doldurmamış çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış suçun kapsamına girmekte olup 8 yıldan 15 yıla kadar cezası bulunmaktadır.

Cinsel istismar suçu sebebiyle hüküm giymiş kişiler olmakla beraber, erken yaşta gerçekleştirdikleri evlilikler sebebiyle mağdur durumda olan insanlar da söz konusu. Nitekim konuyla ilgili bir değişiklik yapılacağına dair yetkililer tarafından bir açıklama yapılmıştır. Bu değişikliği sağlayacak düzenlemenin takip edilmesi ve çözümün teşvik edilmesi bizim kadar, mağduriyetlerden haberdar herkesin görevidir.

banner13
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner11
5
parçalı bulutlu