banner8

banner9

banner28

banner10

ALİ KIRCA'NIN ÇOCUKKEN AKŞEHİR'DEN AYRILIŞI

GÜNDEM 12.12.2013, 22:43 12.12.2013, 22:43
20
ALİ KIRCA'NIN ÇOCUKKEN AKŞEHİR'DEN AYRILIŞI
banner12

Ünlü televizyon sunucusu ve yazar Ali Kırca, annesine yazdığı bir şiirimsi yazısında 14 yaşındayken Akşehir’den ayrılışını anlatmaktadır.


Aslen soyadını aldığı color:windowtext;text-decoration:none;text-underline:none">Sultandağı'na bağlı color:windowtext;text-decoration:none;text-underline:none">Kırca köyü kökenli olan Ali Kırca 1948 yılının Aralık ayında color:windowtext;text-decoration:none;text-underline:none">Akşehir’de doğdu. 1963 yılında color:windowtext;text-decoration:none;text-underline:none">İstanbul’a geldi.


Ali Kırca sonraki yıllarda vefat eden annesi Müşerref Kırca’ya Alzheimer olduğunda Akşehir’i ve Akşehir’den ayrılışını hatırlaması için 7 Mayıs 2005 tarihinde bir mektup yazdı. Hatırlıyor musun o tren istasyonunu? diye başlayan mektubunda Kırca, Akşehir Tren İstasyonundaki duygularını anlatıyor. İşte o mektup:


Hatırlıyor musun?

Hatırlıyor musun o tren istasyonunu?

Nasıl da kalabalıktı...

14 yaşında bir çocuğu uğurlamaya gelmişti herkes. Nasıl da kalabalıktı...

Uzak yakın akrabalar, okul ve mahalle arkadaşları, öğretmenler, komşular...

Henüz o kadar çocuktu ki, yanında onunla birlikte istasyona girecek treni

bekleyen koca valiz, boyunun yarısına geliyordu neredeyse. Çocuk şaşkındı biraz; sevinsin mi üzülsün mü bilemiyordu.

Yazın son günleriydi. Onu doğup büyüdüğü kasabanın sokaklarından, büyük şehrin hiç bilmediği caddelerine götürecek "İstanbul Motorlusu"nun istasyona girmesine beş on dakika kalmıştı.

Son veda dakikaları...

Tren fazla beklemezdi çünkü... Alır yolcularını giderdi. Alıp "çocuk yolcusu" nu gidecekti.

"Leyli" sınavını kazanmıştı. O zaman öyle denirdi yatılı okullara... Çok daha

eskiden de "askeri idadi" diye anılırdı gideceği İstanbul mektebi. Leyli ve askeri

sözcüklerinin anlamı aynı zamanda "parasız yatılı" okumak demekti.

Yani...

Yolculuğun sebebi "mecburiyet"tendi biraz da...

Birazdan da değil hepten öyleydi işte.

Çocuk da az çok biliyordu bunu.

Lakin, istasyonda toplanan kalabalık, bu zorunlu gidişi şenlikli bir vedaya

çevirmekteydi.

O istasyon...

O istasyon, her şeyden önce siyah beyaz bir fotoğraftı hepimiz için.

Büyük taarruz kararının verildiği Garp Cephesi Kumandanlığı bizim şehrimizdeydi.

Büyük zaferin birkaç gün öncesinde açılmıştı körüklü fotoğraf makinesinin siyah

beyaz perdesi ve. Ve; Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Sovyet Büyükelçisi birlikte resmedilmişti. Arkadaki tabelada istasyonun adı yazılıydı Frenkçe ve

Arapça:Akchehir  frenkçesiydi hatırlıyor musun? Hatırlıyor musun o resmi? İşte o istasyondaydın o veda gününde.

Cumhuriyetin ilan edildiği yıl doğmuştun. Adını o şerefli yıldan esinlenerek koymuştu İstiklal Savaşı gazisi baban. Toz kondurmadın bir gün bile; Cumhuriyetin Kurucusu'na; bir gün bile çıkarmamışken başından beyaz tülbentini...

Çocuğun mavi gözlerine bakıp derdin ki hep;"Büyüyünce onun gibi ol!"

Öyle derdin, hatırlıyor musun? Çocukta sanmıştı ki, kaderin gün gelip "onun gibi" askeri idadi'ye doğru başlayan yolculuğuna pek sevinecektin.

İstasyondaki öteki şenlik kalabalığı gibi...

Ama...

Öyle olmadı işte...

Tren geldi...

Çocuk koca valizini zorlukla taşıyarak alelacele bindi vagona...

Alkışlar, sevinç çığlıkları kalabalıkta.

Derken...

Çocuk yapayalnız kaldığını hissetti birden...

Kalabalığın şenlik gürültülerini duyuyor, ama sesleri duymuyordu. tren penceresinden bakarken. Issızlık sardı her yanı aniden... İçi üşüyordu.



Her şey geride kalıyordu işte. Dizini kanattığı sokaklar, arkadaşlar, ilk çocukluk

aşkı, kiraz bahçeleri... Ve 14 yaşında bilmediği bir gurbetin dehlizlerine

yapayalnız sürükleniyordu.



Elini tren penceresinden uzatıp sallarken gülümsüyordu güya.

İçine doğru ağladığını kim bilebilirdi? Ve sen yanaştın pencereye, tam da tren

hareket ederken hatırlıyor musun?

"İstemiyorsan hemen in!"dedin bağırarak, ötekiler farkında değildi ama çocuk duydu.



Çok geçti lakin... Tren gidiyordu. Bir kez daha haykırdın sonra... Çocuk duydu.

"Mektup yaz gidince... İstemiyorsan hemen dön,hemen...Aldırırım seni! Bırakmam gurbetlerde!..."



Yarın sana geleceğim...

Beyaz tülbentini indirip pamuk saçlarını okşarken soracağım:

"Hatırlıyor musun? Hatırla ne olur... Biliyorum bütün görüntüler silinip gitti ama o

günü hatırla...Bir tek sen söyleyebilirdin bir tek sen...Kalabalıkları kaale

almadan, kendi yüreğimin sesini dinlememi bir tek sen söyleyebilirdin bana. Bir tek sen... Gözlerim gülerken içimin ağladığını bir tek sen görebilirdin. Gördün de... Bir tek sen...

Sen benim annemsin,

Hatırlıyor musun?"


Kaynak: Sabah Gazetesi


banner13
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!
banner11
banner32
-5
parçalı bulutlu