GAZ KAPSÜLÜ VE TOPLANTI ÖLÜMLERİNDEN KİM SORUMLU?

Demokratik ülkelerde, toplanma ve gösteri yürüyüşleri yasak değildir. Suç işlenmedikçe polis ve diğer devlet güçleri, toplantıları ve gösterileri önlemeye çalışmaz;  silah, biber gazı, tomalardan insanları deviren tazyikli su ve başka tehlikeli aletleri kullanmazlar.            Avrupa Birliğine üye olan ülkelerde ise; toplanma ve gösteri hürriyetleri,  abartılı olarak kullanılabilir. Vatandaşlarına karşı güç kullanmaya; hiçbir zaman teşebbüs etmezler.

Bizdeki vahşi tatbikatları, batı alemi ve bütün dünya görmüyor mu? Elbette görüyor ve kınıyor. Bu nedenle Avrupa Birliğine üye olabilme ihtimalimizin hiç kalmadığını, herkes biliyor. Oy avcılığı için girebilecekmişiz gibi davranıyorlar; o da başka bir dümen.

Ülkemizde, bütün toplantı ve gösteri yürüyüşlerine, engel olmak; sanki farz-ı ayın gibi algılanılıyor. Yürüyenlere ve toplananlara, gaz fişekleri ve kurşunlarla engel olunuyor. Tomalar güçlü pehlivanları devirecek kadar şiddetli tazyikle, yüzlerce kişiyi yerlere yatırıp sellere gark ediyor.  Gaz kapsülü yerine gerçek kurşunların da sıkıldığı görülüyor. Hiçbir toplantıya veya yürüyüşe katılmayıp, sokaktan ve meydandan geçerek evine, işine, alışverişine gidenler de; yaralanıyor, coplanıyor dövülüyor ve sakatlanıyorlar. Bazıları ise, zavallı Berkin ve diğerleri gibi ölüyor. En tepedekiler de; "DESTAN YAZDINIZ!" diyerek ve devlet kesesinden ikramiyeler dağıtarak; jandarmamızı ve polisimizi, halkla karşı karşıya getirmekten çekinmiyorlar.

Toplantı ve yürüyüşlerde ölen ve yaralananların sorumlusu; emniyet güçlerimiz değil; onları tahrik, teşvik ve mecbur edenlerdir. Başkent Bonn'da iken, Alman Parlamenterler Birliği, bizden dört kişilik bir heyeti davet etmişti. Epeyce güzel ağırladılar. Parlamento önünde, kısa kollu gömlekle 20 yaşlarında bir delikanlı dolaşıyordu. Israrla orada dolaşmasından, "Acaba kuşkulu bir eylem mi yapacak?" diye şüphelenen arkadaşlardan biri Alman milletvekiline; "Bu delikanlı, acaba kötü bir şey mi yapacak?" diye sordu: aldığı cevap şaşırtıcıydı.

O delikanlı, o zamanki Alman Parlamentosunun tek bekçisi ve korumasıymış. Bizdeki durum tam tersine! Değil tüm parlamentoya, makamdakilerin her birine; devletten aylık alan yüzlerce koruma veriliyor. Seyahatlerinde ise, değil elli-yüz; resmi ve sivil kıyafetli binlerce polis, koruma görevi yapıyor. Demek ki, yetkilinin kendisi böyle abartılı korunmak istiyor. Bu kadar büyük giderler vatandaşın ödediği vergilerle karşılanıyor. Yazık!

 Not:

Atatürk'ün kurduğu, bir dönem milletvekilliğini yaptığım partinin bugünkü sayın genel başkanı; Dersim yerine Atatürk gibi, Tunceli adını kullansa; daha uygun olmaz mı? Ne dersiniz?

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }