O hususi odalarda ney sesleri yükselir, hattatın kamış kalemi cızırdayarak kâğıda dokunur, ahşabın kokusu tezhip altınlarıyla karışırdı. Sanat, özel bir fantezi değil; gündelik hayatın, komşuluk ilişkilerinin ve aile terbiyesinin doğal bir parçasıydı.
Geçtiğimiz günlerde modern bir konut projesinin katalog sayfalarını çevirirken, işte bu köklü gelenekten ne kadar uzaklaştığımızı bir kez daha derin bir buruklukla düşündüm. Metrekareler büyüyor, ebeveyn banyoları çoğalıyor, ihtiyaç fazlası tuvaletler ve devasa salonlar birer "prestij göstergesi" olarak sunuluyor. Ancak gözlerimin aradığı, ama tek bir planda bile rastlayamadığım bir detay var: Gelenekteki meşk-hanelerin günümüzdeki karşılığı olan bir sanat odası... İnsanın maddeden sıyrılıp ruhunu işleyebileceği hususi bir köşe.
Modern mimari anlayış, insanı ne yazık ki sadece tüketen, yorulan ve uyuyan bir mekanik varlık olarak kurguluyor. Oysa kültürümüzde ev; maddenin eksiltilerek mananın tezahür ettirildiği, estetiğin ve zanaatın nesilden nesile aktarıldığı bir yaşam alanıdır.
Bugün ise binbir şaşaayla pazarlanan modern konutlarda; bir tuvalin, bir çalgı aleti standının, bir oyma tezgâhının ya da incelikli bir geleneksel zanaat malzemesinin durabileceği tek bir metrekarelik alan bile düşünülmüyor. Sanatla ilgilenmek isteyen aile fertleri, malzemelerini salonun bir köşesine serip her defasında toplama yüküyle karşı karşıya kalıyor. Üretim süreci bir organizasyon eziyetine dönüşünce, yaratıcı şevk de zamanla sönüp gidiyor.
Ekranların, dijital gürültünün ve zihinsel yorgunluğun evlerimizin mahremiyetini esir aldığı bu çağda; ahşapla, çamurla, boyayla, sesle ya da yazıyla temas etmek hayati bir ihtiyaçtır. Aile fertlerinin ortaklaşa ya da kendi kabuğuna çekilerek üretim yapabileceği bir atölye odası, o konutu ancak o zaman köklerine bağlı, yaşayan bir "yuva" haline getirir.
Mimaride ve yaşamımızda "lüks" kavramını yeniden tarif etmek zorundayız. Gerçek lüks; metrekarelerin çokluğu veya fayansların markası değildir. Gerçek lüks, insanın geçmişinden aldığı ilhamla kendi özüyle baş başa kalıp bir zanaatı, bir sanatı icra edebileceği o sakin köşedir.
İhtiyaç fazlası banyolar veya atıl koridorlar yerine; doğal ışık alan, havalandırması ve depolama alanları düşünülmüş, sesi ve tozu izole edebilen "Sanat ve Atölye Odaları" standart konut projelerine dâhil edilmelidir.
Çünkü geçmişinden gelen sanat kültürünü evinin merkezine yerleştirmeyen, üretime yer ayırmayan bir mimari, ne kadar ihtişamlı inşa edilirse edilsin, ruhu eksik kalmaya mahkûmdur.
Rıza Yaman
Somut Olmayan Kültürel Miras Temsilcisi