Dünya ve ülkemiz türlü türlü dertlerle meşgulken; bende Umut Erdem'in röportaj-haberi karşıma çıkınca, yakın çevremizdeki bu önemli Kültür Miras alanından, onun öneminden ve hatta mekânla ilgili benim yıllar önce başımdan geçen bir anımdan bahsedeyim istedim.
Umut Erdem, benimde 2014 yılının Ağustos ayında kısmen görüp, gezme fırsatı bulduğum, dağın arkasındaki komşumuz Yalvaç'ta bulunan önemli bir Kültürel Mirasımız olan Pisidia Antiokheia'nın, kazı başkanı Prof. Dr. Mehmet Özhanlı ile yaptığı söyleşiyi haberleştirmiş.
Öncelikle haberden önemli bulduğum kısımları buraya alıntılayayım. Merak edenler haber-söyleşinin tamamını bulur okur elbette. Yazının son kısmında ise benim yıllar önce yarım kalan Pisidia Antiokheia gezimden bahsedeceğim.
Umut Erdem haberini “Pisidia Antiokheia’nın Sırları Çözülüyor” diye başlıklandırmış ve ören yeri ile ilgili şu bilgileri vermiş, “Isparta’daki Psidia Antiokheia, Aziz Paulus’un ziyaret ettiği M.S. 46–57 yılları arasında Roma İmparatorluğu’nun büyük kentlerinden biri. Bünyesinde Augustus Tapınağı, tiyatro, anıtsal çeşme, Roma hamamı, stadyum, hamam gibi yapı kalıntıları bulunuyor. En önemli kalıntılarından birisi ise Men (Ay) Tapınağı. Pisidia Antiokheia, Hz.İsa'nın havarilerinden Barnabas ile Aziz Paulus'un(Paul) M.S. 46 yılında ziyaret ederek, hristiyanlığın ilk vaazını verdiği antik kent. Aziz Paulus’un ilk yolculuğunda üç kez uğradığı bir kent olması nedeniyle de tüm Hıristiyanlık dünyası için önemli. Burada sinagoga girip Kutsal Yasa’dan ve peygamberin yazılarından metinler okuyarak gerçekleştirdiği konuşması, Aziz Paulus’un ilk misyonerlik konuşması olarak biliniyor. Ardından, Hıristiyanlığa toplu geçişler yaşanıyor. Psidia Antiokheia’da bugün kalıntıları görülebilen Aziz Paulus Kilisesi vaaz verdiği ilk sinagog’un üzerine 325 yıllarında inşa edildi. Aziz Paulus’un adına yapılmış en eski kilise olarak biliniyor. Kentteki St. Paul Kilisesi, Güney Kore ve Latin Amerika başta olmak üzere yılda yaklaşık 40 bin ziyaretçiyi ağırlıyor. Özellikle Hıristiyan dünyası, 12 Temmuz’da kilisedeki ayine katılarak, hacı oluyor.”
Umut Erdem söyleşide daha sonra antik kentte önemli bir keşfin izlerinin sürüldüğüne değinen, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi öğretim üyesi, ören yerinin 18 yıldır kazı başkanlığını üstlenen Prof. Dr. Mehmet Özhanlı hoca ile yaptıkları gezisiye, onun ören yerinin tarihi ile ilgili vermiş olduğu bilgilere ve günümüzde yapmakta oldukları kazı çalışmalarına değiniyor.
Prof. Dr. Özhanlı’nın ören yeri ile ilgili verdiği bilgileri şu şekilde, “Kazılarda kentin tarihiyle ilgili oldukça iyi veriler elde ettik. Ancak 67 hektarın biz sadece yüzde 10’unu daha açığa çıkarabilmiş durumdayız. Kentte şu ana kadar beş kilise açığa çıkardık. Bu sayının daha da artması gerekir. Burayı ilk keşfeden 1826 yılında İzmir’de papaz olarak görev yapan Arundel. Günlüklerini 1831’de yayınlıyor. Yani Hıristiyan dünyası 1831’den beri buraya akın ediyor. Kentin en önemli yapılarından biri de Saint Paul Kilisesi. Anadolu’nun en erken Basilika plan kilisesi. İki katlı. Hıristiyanlık inancının mezhep kurucularından biri olan Optimos’un yazıtı var. Optimos 381’deki konsüle katılıyor. Tabanı tamamen mozaikmiş ama şu an mozaiklerin çoğu kalmamış. 1924’te Amerikalılar kazmış.
Milattan Sonra 46 yılında Aziz Paulus, Havari Barnabas’la buraya gelip Hıristiyanlığın da ilk vaazlarından birini vermişlerdir. Bu nedenle Hıristiyan dünyası için önemlidir. O yüzden İznik’teki ilk konsülde burası haç merkezi ilan edildi. 12 Temmuz’da özellikle buraya geliyorlar. Büyük ayinler düzenliyorlar. Kente gelen 40 bin ziyaretçinin 38 bini hac için geliyor. Daha çok Güney Kore ve Latin Amerika’dan ziyaretçi var. İncil’in ‘Elçilerin İşleri’ bölümünde Barnabas ve Paulus anlatılıyor. Önce Kıbrıs’a gidiyorlar. Sonra Kıbrıs Valisi Antiokheia’da da Musevi inanca bağlı olanlar olduğunu söylüyor.Buraya yönlendiriyor. Bir de hastalığı var. Bir sağlık problemi olduğu belli; ama ne olduğunu bilmiyoruz. Tıbbi tedavi için geliyor. Daha Asklepion’unu bulamadık. Asklepion, bugünkü hastalık, sağlık merkezine karşılık geliyor. Hastane gibi düşünmeniz lazım. O sağlık merkezini arıyoruz. Yerini bulamadık ama sikkelerde ve yazıtlarda olduğunu biliyoruz. Bu sene bir projemiz var onunla ilgili. Sikkeler ve yazıtlardan yola çıkarak biraz daha çerçeveyi daraltacağız.
Helenistik dönemde bölgeye tamamen egemen olan Roma’dır. Milattan önce 285’li yıllarda bu kent kurulmuş. Başkent olarak tercih ediliyor. Augustus burayı Roma askeri kenti üssü haline dönüştürüyor. Kentin müthiş imar yapısı var. Izgara planında kurulmuş. İki ana cadde var. Tamamen taş döşeli.
Bir kanalizasyon sistemi, bir tiyatrosu, yaklaşık 15 bin kişilik stadyumu bulunuyor. Gladyatör oyunları oynanıyor. Augustus dönemi en parlak dönemidir.
Kazılarımızda Kentin kutsal merkezi olan Men Tapınağı ve kutsal alanda yoğunlaştık. Tapınakta çok güzel eserler bulduk. Men Tapınağı’nda Son Pagan İmparator Julianus dönemine ait (Milattan Sonra 361-363) yapıları, olduğu şekilde bulduk. En ilginç olanı 2024’de bulduğumuz bir amuletti (muska). Amuletin üzerinde bir yengeç betimlemesi var. Arkasında da dua niteliğinde bir yazı var. Yengecin Yunanca adı Karkides. Bugünkü kanseri tarif ediyor. Yengeç betimlenmesi, büyük ihtimalle bir kadın kanser hastası ve kızı ona Tanrıya dua ederek annesinin kurtulması için bir amulet yaptırmış ve boynuna taktırmış.”
Umut Erdem ile hocamız, antik kentin üstünde yer alan 1600 rakımlı Men Tapınağı’na çıktıklarında ise Özhanlı, yapı için şu bilgileri veriyor, “Antik dönemin Vatikanı kadar önemli bir yer. Anadolu’da Ay Tanrısının kesin yeri bilinen tek tapınak burası. Ay tapınağının dünyada örnekleri yok. Men Tapınağı ile ilgili olarak ilk yazılı bilgileri Yunan Coğrafyacı Strabon’dan alıyoruz. Bu dağın tamamı kutsal kabul edilir. İnsanlar, Augustus Tapınağı’ndan buraya yürüyerek geliyorlar. Bu dağın yamacında ve eteğinde 750 yapı tespit ettik. Küçük dikdörtgen yapılar. Bunlar daha çok buraya gelen hacıların kalabileceği ve inziva yapılabilecekleri yerler. Çünkü kalıyorlar, oruç tutuyorlar. Tapınak anakaya üzerine işlenmiş ve Helenistik döneme tarihleniyor. Ay kutsal olarak kabul edilmiştir. Ama Tanrı olarak aya tapınılmamıştır. Tanrı olarak göktekine tapınmıştır. Duvardaki hilal sayısı, adayan kişi sayısı kadardır. Mesela büyük bir probleminiz var, adak adıyorsun. Geliyorsun tapınağa para veriyorsun. Özellikle sonbaharda, birçok insan buraya hacı olmaya gelirler. Çile odaları dediğimiz odalar vardır. Belli bir müddet kaldıktan sonra, hacı olarak geri dönerler. Ay tanrısı Men’e taparlar.”
Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, Umut Erdem’in etkileyici söyleşi-haberi, beni farklı düşüncelere sevk etti. Pazartesi sabah-sabah hem aktardığı bilgilerle hemde aynı mekânda geçen kendi hatıralarıma dönmeme sebep oldu ve adeta zamanda bir yolculuğa çıkardı. Benim Yalvaç-Pisidia Macerama gelirsek de bu yazıyı çok uzatmama adına, onu ayrı bir yazı konusu yapmak üzere şu kadarından bahsedeyim sadece. Yazının başında ifade ettiğim gibi 17 Ağustos 2014 tarihinde, ören yerinin ancak bir kısmını dolaşabilmiştim.. Onun sebebi, Ağustos ayında Akşehirden otobüsle kalkıp Yalvaç'a gitmem ve Yalvaç otogarından yürüyerek ören yerini bulmam derken öğlen saati olmuştu çoktan. Ören yerine girişimden sonra, ancak iki saat dayanabildim. Zira Ağustos öğlen sıcağında açık alanda tepemde kavurucu sıcaklığı ile güneş. Dolayısıyla daha fazla dayanamayacağımı anladım ve daha müsait hava şartlarında ve daha erken bir saatte ören yeri gezisini tekrarlama kararı aldım ve Yalvaç Müzesine doğru yola koyuldum. Maalesef o tarihten sonrada bu planımı uygulama fırsatım olmadı. Yukarıda ki söyleşide verilen tüm bilgilere hakim olarak gittiğim ve fakat birebir ancak üçte birini gezme fırsatı bulabildiğim/görebildiğim ören yeri görme sevdamın/maceramın sonunda, o gece Yalvaç otogarından gece 24:00 lerde dönüşe geçebildiğimi ve ancak ertesi gün 02:30 lara doğru Akşehir’de eve ulaşabildiğimi anımsıyorum. Yalvaçta yarım kalan ören yeri gezisi sonrası yaşadıklarımı ise bir başka yazıda aktarmak üzere.
Sonuç: Tüm Akşehirli hemşehrilerime muhakkak dağın öte tarafına geçmelerini ve ülkemizin bu önemli Kültür Mirasını, Yalvaç Müzesi de dahil gezmelerini, görmelerini öneriyorum.