GÜNDEM

Barışın İlk Adımı

Dünyada herkes barıştan söz ediyor; fakat savaşsız bir gün bile geçmiyor. Peki gerçekten barışın yolu nedir? Barışa giden yol nereden ve nasıl başlar?

İslam; teslimiyet ve barış anlamına gelir. İslam’ın en temel özelliklerinden biri, barış ve huzur dini olmasıdır. Aynı zamanda bu barışın yollarını da insanlığa gösterir.

Barışa atılacak ilk adım, insanın kendisiyle barışık olmasıyla başlar. Kendisiyle kavgalı olan bir insanın, başkalarıyla barış içinde yaşaması oldukça zordur. Barış, insanın iç dünyasında başlar. İnsanın kendisiyle barışık olması ise Allah’ı tanımasına, O’na iman etmesine, sevmesine ve O’na itaat edip teslim olmasına bağlıdır. Allah’a iman, insan için büyük bir güç ve huzur kaynağıdır. Hayatın gayesi, görev ve sorumluluklar, sabır ve tevekkül ancak imanla anlam kazanır.

Kur’an-ı Kerim’de barışla ilgili ayetlerden biri şöyledir:

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”

(Bakara Suresi, 208)

İnsanın en büyük mücadelesi, kendi nefsiyle verdiği mücadeledir. Nefis terbiyesi, İslam’ın öncelik verdiği temel konulardandır. İnsan, nefsi ile iradesi arasındaki bu mücadelede nefsine hâkim olamaz ve kontrolü nefsine bırakırsa, akl-ı selim devre dışı kalır ve insan nefsinin esiri hâline gelir. Nitekim Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilir:

“Ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

(Yusuf Suresi, 53)

Bu ayet, barışa giden yolun öncelikle nefis terbiyesinden geçtiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Barış dini olan İslam, aynı zamanda bir fıtrat dinidir. Yaratan ve yaşatan Allah, insanın fıtratını en iyi bilendir. İnsan fıtratını koruyarak nasıl huzurlu ve barış içinde yaşayacağını, kitaplar ve peygamberler aracılığıyla; haram–helal, günah–sevap çizgisiyle insanlığa bildirmiştir. İnsan Allah’ın emirlerine uygun yaşadığında; kendisiyle, ailesiyle, komşularıyla, akrabalarıyla, diğer insanlarla hatta çevresiyle bile barış içinde yaşar. Böyle bir insanın dünyasında kin, nefret, fitne ve düşmanlık değil; hak, adalet, sevgi, merhamet, empati ve yardımlaşma hâkim olur. Barış; hakkın, adaletin ve yardımlaşmanın olduğu yerde yeşerir. Zulmün, kinin ve düşmanlığın olduğu yerde ise ne insanın iç dünyasında, ne ailede ne de dünyada gerçek barıştan söz edilebilir.

Neron Roma’yı yakarken, Hitler “Tanrım, istersen sana dünyayı insansız teslim edeyim” derken, Firavun “Ben sizin en yüce rabbiniz değil miyim?” diye haykırırken, bazı Yahudiler “Biz Allah’ın en sevgili kullarıyız” diyerek başkalarını köle ve haşerat gibi görürken; günümüzde de Trump’ın New York Times’a verdiği bir röportajda, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, gücümü sınırlayan tek şey kendi ahlakım” sözleri, vicdanın nasıl yok olduğunu ve akl-ı selimden ne kadar uzaklaşıldığını açıkça göstermektedir.

Zalimler ve sömürgeciler hiçbir zaman barış istemezler. Onların tek amacı sömürmektir. Bu zihniyete karşı durmanın yolu ise güçlü olmak ve birlik içinde hareket etmektir.

İster insanın kendisiyle, ister eşler arasında, ister milletler arasında olsun;

“Barış her zaman daha hayırlıdır.”

(Nisâ Suresi, 128)

{ "vars": { "account": "G-5Z2CE4T8R8" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }