İnsan için bu; dışarı çıkmak demek.
Piknik demek, doğa demek, nefes almak demek…
Ama doğa sadece bize uyanmaz.
Biz baharı karşılarken, doğanın görünmeyen canlıları da kış uykusundan uyanır.
Ve işte asıl mesele burada başlar.
Bahar, sadece çiçeklerin değil; haşerelerin, böceklerin, kenelerin ve arıların da yeniden hayata döndüğü mevsimdir. Hava sıcaklıkları arttıkça bu canlılar daha aktif hale gelir, insanlarla temas ihtimali ciddi şekilde artar.
Özellikle ilkbahar ve yaz ayları, böcek ısırıkları ve kene temasının en sık görüldüğü dönemlerdir.
Sorun şu ki; Biz doğaya “keyif” için gideriz, ama doğa her zaman “keyifli” değildir. Bir çimenin üzerine uzanırken, bir ağacın altında otururken, bir dere kenarında yürürken…
Sadece manzarayı değil, görünmeyeni de hesaba katmak gerekir. Çünkü bir böcek ısırığı çoğu zaman basit değildir. Evet, çoğu ısırık sadece kaşıntı yapar.
Ama bazıları; Alerjik reaksiyonlara, ciddi enfeksiyonlara, hatta hayati risk taşıyan tablolara yol açabilir. Özellikle keneler, günümüzde birçok hastalığın taşıyıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ve bu risk her geçen yıl artmaktadır.
Çünkü değişen iklim koşulları, bu canlıların yaşam alanlarını genişletmekte, daha uzun süre aktif kalmalarına neden olmaktadır.
Yani mesele sadece bir “ısırık” değil; Mesele, fark etmeden maruz kaldığımız bir risktir.
Peki ne yapmalıyız?
Aslında çözüm zor değil. Doğaya giderken açık renk ve mümkünse kapalı kıyafetler tercih etmek, uzun otların ve çalılıkların içinde kontrolsüz hareket etmemek, piknik sonrası vücudu mutlaka kontrol etmek, çocukları özellikle gözlem altında tutmak, şüpheli bir durumda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurmak…
Küçük tedbirler, büyük sorunların önüne geçer.
Unutmayalım;
Doğa güzeldir, evet…
Ama ciddiye alınmadığında affetmez.
Bahar, sadece güneşin değil, risklerin de yeniden yüzünü gösterdiği bir mevsimdir.