banner178

Kudüs.. Kadim şehir, kutsal şehir..Kadim çünkü bilinen tarihten bu yana hiçbir zaman önemini yitirmedi. Sürekli tarih sahnesinin en önemli bölümlerinde yer aldı. Birçok medeniyete ev sahipliği yaptı.  Kutsal çünkü biz Müslümanların ilk kıblesi olduğu için kutsaldır. Hristiyanlar için ise Kudüs'te bulunan Kutsal Kabir Kilisesi'nde İsa Peygamber'in çarmıha gerildiği ve kabrine konulduğu düşünüldüğü için kutsaldır. Yahudiler için ise; kutsal kitaplarına göre İsrail Kralı Davud, milattan önce Kudüs’ü Birleşik İsrail Krallığı’nın başkenti olarak inşa etti ve oğlu Kral Süleyman(peygamber), ilk tapınağı şehrin içinde kurdu. Yani Süleyman mabedini. Süleyman mabedi Yahudiler için kutsal bir mabet olduğu için Kudüs'te Yahudiler için kutsaldı.


Şehrin milattan sonraki tarihine bakacak olursak Kudüs, milattan sonra Hristiyan akımlarına uğramış bir şehirdir. MS 70 yılında, Kudüs, İmparator Vespasian'ın oğlu Titus kumandanlığındaki  Roma Ordusu tarafından kuşatıldı ve yağmalandı. Yahudi dininin temel taşı olan Kudüs Tapınağı yakıldı ve şehir tarumar edildi. Roma İmparatoru Hadrian MS 131 yılında bölgeyi ziyaret ettiğinde, Yahudi Kudüs'ün kalıntıları üzerinde, Aelia Capitoline olarak adlandırılacak putperest bir şehir inşa etmeye karar verdi. Bu plan ve diğer sert emirler, Bar Kochba tarafından yönetilen MS 132 yılında bir Yahudi isyanı uyandırdı. Ayaklanmayı bastırmak Romalıların üç yılını aldı. Kudüs'e ve Yahudilere en büyük darbe İmparator Büyük Konstantin döneminde olmuştur. Çünkü MS 312 de Hristiyanlık, Roma İmparatorluğunun resmi dini olarak ilan edildi ve Kudüs, Hristiyan hacılar için büyük bir odak noktası haline geldi. Şehir 638 yılına kadar Roma İmparatorluğu’nun elinde kaldı..Hristiyanlık ilk çıktığı andan itibaren bu dine ve İsa’ya inandığını söyleyen Hristiyanlar, Kudüs’teki Yahudilere büyük bir baskı ve zulüm uygulamışlardır. Hristiyan Krallar, İmparatorlar Yahudilere ve şehre asla hoşgörü göstermemişlerdir

İslamiyet'in Gelişi
638 yılında Kudüs, barış içinde Hz. Ömer’in hilafetindeki İslam ordularına teslim oldu ve şehir dört yüz yıl boyunca Müslümanlığın hâkimiyetinde kaldı. Hristiyanlar inançlarını tekrar özgürce yaşamaya başladı ve Yahudilerin geri dönmesine izin verildi. Bu 400 yıl boyunca şehirde tam bir barış ve hoşgörü hakimdi. 3 büyük dinin takipçileri dile kolay tam 400 yıl boyunca birlikte huzur içinde yaşamışlar ve tek bir savaş, ayaklanma, isyan dahi çıkmamıştı.

Bu uzunca yıllar süren huzur ortamı 1099 yılında sona erdi. Papa 2. Urban, Hristiyan Kral ve imparatorlardan Kudüs ve bazı kutsal şehirleri ele geçirip tekrar “özgürleştirme” çağrısı yapması üzerine yaklaşık 600 bin kişilik bir Haçlı ordusu harekete geçti ve kısa ve acı şekilde süren bir kuşatmanın ardından şehri ele geçirdiler. Şehri ele geçirir geçirmez ilk işleri şehirdeki tüm Müslüman ve Yahudileri kılıçtan geçirmek oldu. Bu olaydan sonra Kudüs Latin Krallığının başkenti oldu. Camiler ve Yahudi mabetler kiliseye dönüştürüldü. Şehirde artık tam bir hoşgörüsüzlük ve kaos ortamı hakim olmuştu.

Şüphesiz bu masum şehir daha fazla zulüm ve baskı ile yönetilemezdi. 187 yıl sonra şehri gerçek manada “özgürleştirmek” ve huzur ortamı sağlamak için 1187 de Selahaddin Eyyubi şehri kuşattı ve fethetti. Tüm Hristiyanlar Selahattin Eyyubi’nin kendilerini öldürmesini beklerken o, isteyen gitmekte özgürdür, şehirde kalan yine özgürdür diyordu. Nitekim öyle de oldu. Tüm Hristiyan, Müslüman ve Yahudiler yeniden şehirde huzur ve barış içinde yaşamaya başladılar.

Şehir Selahattin Eyyubi'nin vefatından sonra bir kez daha Hristiyanlar tarafından ele geçirildi ancak bu uzun sürmedi. Daha sonra Moğol istilasına uğradı. Son olarak ise Memlükler Kudüs’te kesin olarak hakimiyeti sağladılar. 1516 yılında ise Yavuz Sultan Selim Memlûklüler ile yaptığı savaştan sonra Kudüs’ün hakimiyetini kesin olarak ele geçirdi. Bu olaydan sonra Kudüs 400 yıl boyunca Osmanlı Devleti egemenliğinde kaldı. Padişahlar için Kudüs her daim önemli bir şehir olmuştur. Sultan Süleyman, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülhamit Kudüs'e önemli hizmetlerde bulunmuştur. Osmanlı egemenliğinde şehir tekrar huzurlu günlerine kavuşmuş tüm dinler özgür bir şekilde yaşama imkanı bulmuşlardı. Özellikle İspanya tarafından zulme uğrayan Yahudiler bizzat 2. Bayezid tarafından Anadolu’ya getirilmiş akabinde bir kısmı Kudüs'e yerleştirilmişlerdir.

Takvimler 1917’yi gösterdiğinde Kudüs halkı için çanlar yeniden çalıyordu. Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru Osmanlı ordusu artan Arap isyanlarının da neticesinde zayıf düşmüş ve tüm Filistin cephesinden kuzeye doğru çekilmeye başlamıştı. 1917 yılında Filistin resmen İngilizlere terk edilmek zorunda kalınmıştı. Bu olaydan sonra Filistin Müslümanları gün yüzü göremeyecek ve huzur bulamayacaklardı. İlk 40 yıl Filistin'de ve Kudüs'te genel olarak Müslüman nüfus çoğunlukta kalacaktı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1948’de İsrail'in resmen bağımsız bir devlet olması ile bu durum tersine dönecekti. İsrail’in sistematik işgali bu yıldan sonra hız kazandı. Filistin yerleşimleri Yahudi yerleşimleri haline geldi. Özellikle 1967 yılındaki Arap devletleri ve İsrail arasında çıkan meşhur 6 Gün Savaşının ardından İsrail topraklarını 4 kat genişletti. İsrail bu savaşın ilk 2 gününde Mısır, Irak, Suriye, Ürdün hava kuvvetlerine ait uçakların %80’nini daha yerdeyken bombalamış ve hava üstünlüğünü ele geçirmişti. Bu savaştan sonra Filistin bir daha Arap devletlerinin umrunda olmadı. İsrail, o yıl onlarca Filistin köyünü işgal etti ve 12 Yahudi mahallesi kurup 190 bin Yahudi yerleştirdi. Ancak bu daha başlangıçtı..(Sürecek)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner168

banner249

banner250

banner229

banner216

banner159

banner233

banner248

banner240

İpek Eşarp Burada